
“Çevirmenin günlük hayat diline hakim olması lazım."
Nevra Nergiz
#rüzgaraltısöyleşi
Damla Kellecioğlu elini attığı her kitap projesinin altından en şahane şekilde kalkan bir çevirmen. Anlatırken daldan dala atlamasına, onlarca örnek vermesine, hemen her söylediğini yetkin bir kaynağa bağlamasına hayranım. Engin birikiminden hep birlikte yararlanalım istedim.
Klasik bir başlangıç yapalım. Nasıl bulaştın bu çeviri işine?
Ben aslında lise ikinci sınıftan beri çeviri yapmayı çok seviyorum, becerim ve merakım var. Dilleri de seviyorum. 2001 yılında ilk çevirimi yaptım. O zamandan beri; “Aslında ben sadece çeviri yapsam ne güzel olur,” diye düşünüp duruyordum. Bu esnada çeviriyle bağlantılı sayılabilecek pek çok işle uğraştım tabii. Reklamcılıkta transcreation adı verilen, çeviri ile pazarlama arası bir pozisyonda çalıştım mesela. Dilbilim ve iletişim okudum. Bunları okurken zaten bir sürü çeviri yapmam gerekti hayatta. Uzunca bir süre yabancı gazetecilerle çalıştım. 2009-2011 arasında Doğan Egmont için çocuk kitapları okuyup değerlendirme gibi bir iş yaptım. Lektörlük deniyor buna. Kitap basılsın mı basılmasın mı diye rapor yazıyordum. Reklam ajansındaki işimden ayrıldıktan sonra 2016’da Bodrum’a taşındık ve o dönem Tudem’in Yayın Koordinatörü Canan Topaloğlu’na artık bu işi ciddi ciddi yapmak istediğimi söyledim. O da güvendi bana ve ilk olarak da Şapkada Eriyen Bay Karp’ı çevirdim.
İşin akademik tarafında da varsın, değil mi?
Birkaç sene önce çocuk edebiyatı alanında çok fazla akademik çalışma olmadığını fark ettim. Bunun üzerine ben bir proje yazdım: Akdeniz havzasında çocuk edebiyatını incelemek üzerine. Bu konuda çalışmalar yapmış çok iyi bir hoca buldum, Fransa Tours Üniversitesi’nde. Beni kabul etti ve doktoraya yazdı. Pandemidir, ekonomik krizdir falan derken hem tez yazım süreci çok uzadı, hem de konuyu kültürel miras unsurlarıyla sınırlamak durumunda kaldım. Son üç yıldır okul yılını çoğunlukla Fransa’da geçiriyorum. Disiplinler arası araştırmalar yürüten ve sanat tarihçilerini, mimarları, felsefecileri ve edebiyatçıları bir araya toplayan araştırma laboratuvarımız çizgi romandan fotoğrafa, mimariden çocuk edebiyatına pek çok dala odaklanıyor. Bir yandan yüksek sesle kitap okunan bir dernekte gönüllü çalışıyorum. Bu sayede çocuk edebiyatına da farklı açılardan bakmaya başladım. Hazır yeri gelmişken çocuk edebiyatı konusundaki bir tespitimi de söyleyeyim. Türkiye’de özellikle kurgu dışı edebiyata daha fazla ağırlık verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bilgi veren, rehber kitaplar gibi değil de; belli coğrafyalardaki yaşamı hikayeleştirerek, bir çocuğun ilgisini çekecek şekilde yazılmış kitap akımı olması gerektiğini düşünüyorum. William Grill’in Shackleton’ın Serüveni adıyla Türkçe de yayımlanmış olan eseri ve benzerleri gibi…
Çeviri işi yaratıcılık gerektirir mi?
Her ne kadar çevirmenlik, başka birinin yarattığı bir şeyi alıp, başka bir dilde söylemek olsa da elbette yaratıcılık gerektiriyor. Fakat çok da uçmamak lazım, çünkü metne ekleme yapmak, metni kendimizce güzelleştirmek değil işimiz…
Çocuk kitaplarına özel bir ilgin var, öyle değil mi?
Kendimi bildim bileli kitapçı gezmeyi çok seviyorum. Çocuk kitabı koleksiyoneri değilim ama bütün dillerde Küçük Prens biriktirmeye çalışıyorum. Kısacası; her şey Küçük Prens’le başladı. Hatta sonra çevirdim de o kitabı zaten. Küçük Prens’i seven resimli çocuk kitaplarını da seviyor diyelim…
Hem Fransa’da hem Türkiye’de yaşamış ve bu alanda çalışmalar yapan bir çevirmen olarak Türkiye’deki çocuk edebiyatı yayıncılığına dair neler söylemek istersin?
Neden olduğunu bilmiyorum ama Fransa’da ya da İngiltere’de 8 yaşa önerilen bir kitap, burada 10 yaş grubu için uygun oluyor. Çoğu çocuk sırf bu yüzden içeriği sıkıcı bulduğu için kitap okuma alışkanlığı da sekteye uğruyor. Neticede ne oluyor? O güzel ve nitelikli kitapları kaçırmış oluyor bizim çocuklarımız. Niye benim 6 yaşındaki çocuğumun ufku genişlemesin ki? Niye 8 yaşına kadar beklesin?
Haklısın. Peki, aşılmaya çalışılıyor mu sence bu konu?
Tudem Yayınları’nın “Sen de Oku” diye bir serisi var. Okuma zorluğu çeken veya disleksik ya da annesi babası farklı bir dil konuşan çocukların okuyabileceği sürükleyici ama basitleştirilmiş kitaplar çıkartıyorlar. Bu bence iyi ve sevindirici bir aşama. Ama sonuçta bu açıdan geri kalmamış çocuklara yönelik bir çaba yok benim bildiğim kadarıyla.
“Ne çevirse okurum” dediğin çevirmen var mı?
Olcay Mağden ne çevirse okurum. Müthiş bir çocuk kitapları çevirmeni olduğunu düşünüyorum. Keşke onun gibi ilerleyebilsem. Vivet Kanetti, benim çocukluğumdan kalan iyi bir çevirmendir. Son olarak Öncel Naldemirci’yi söyleyeyim. Tek bir çevirisini okudum ama gerçekten nefes kesiciydi.

Biraz da çevirisini yaptığın kitaplardan bahsedelim mi? “3 Çocuk 1 Öğretmen ve Unutulmaz Bir Gün”le
başlayalım...
Erken dönemde çevirdim bu kitabı. Bence gerçek bir çocuk klasiği. Beni en çok etkileyen kısmı, üç kahramanın ağzından ayrı ayrı yazılması oldu. Elbette ki üçünün de birbirinden farklı üslupları olması gerekiyordu. Âdeta bir senaryo ya da tiyatro metni gibi üsluplar üzerinde ciddi anlamda uğraşmam gerekti. Bu bakımdan çok kıymetli buluyorum 3 Çocuk 1 Öğretmen ve Unutulmaz Bir Gün’ü.
“Anya’yı Beklerken”e geçelim…

Kitabı çevrimeden hemen önce, Fuat Sevimay’ın “Çeviri’bilirsin” isimli kitabını okumuştum. Bu kitapta yazar, James Joyce’tan çeşitli bölümler almış, 7 ayrı insana çevirtmiş. 7 pasajı alt alta koyuyor ve oradan hareketle çeviriye dair ipuçları vererek, o bölümde anlatılmak isteneni açıklıyor. Bir çeviriyi yapabilmek için sana verilen dekorun içinde durman lazım. Kitap bana bunu anlattı çok net biçimde. Yani eğer gerçekten içine girebilirsen; karşındaki adam yana doğru mu döndü, arkasını mı döndü, arkasına mı döndü ya da duvarın öte yanında mı, duvarın ardında mı, duvarın yukarısında mı; görebilirsin. Kendini içinde hayal etmek gerekiyor bunun için. Onun için de betimlemelerim iyileşti. Kitabı, kitabın içinden çevirdim.

“Hakim’in Yolculuğu” için ne demek istersin? Bu bir grafik roman serisi.
Mülteci hikayesi anlattığı için çok değerli benim için. Yetişkinlere ve genç yetişkinlere hitap ediyor. Ümit diye bir editör arkadaşım var. Yazdığı eleştiride şunu söylemiş: Ferhangi Şeyler’de Ferhan Şensoy; “Size de çıkabilir!” diyormuş. Mültecilik de öyle… Bunu anlatıyor kitap ve yaklaşımı çok güzel. Tavsiye ederim.
Çocuk edebiyatı çevirisinde özellikle mizah konusu çok kritik. Kültürler arası değişimler gözetilmeyebiliyor bazen. Senin farklı kültürlerle yakın ilişkin var, dolayısıyla zorlanmadığını tahmin ediyorum ama yine de sorayım. Bu zorluğun içinden nasıl alnının akıyla çıkar çevirmen?
Öncelikle çevirmenin günlük hayat diline hakim olması lazım. Sadece terimlere sözlükten bakarak çalışmamalı. Az önce dekorun içine girmekten bahsetmiştim. Âdeta bir dramaturji çalışması gibi o kitabın içindeki insanlar nasıl konuşuyor diye düşünmesi lazım. Kelimelerin diğer anlamlarına bakmalı ve yazar bu adama neden bunu söyletiyor diye düşünmeli. İkincisi; ben deyimler ve atasözlerine çok önem veriyorum. Bunların dengini bulmanın iyi bir çaba olduğunu düşünüyorum. Son olarak metni açık zihinle ve sorgulayarak okumak gerekiyor. Yazar o kelimeleri boşuna seçmiyor. “Dikkat et, hamile kalırsın” yerine “Dikkat et, çocuğun olur” yazdıysa yazar, anlattığı dönemde belki kürtaj yasaktır. Ya da yazar eğer metinde “ateşim çıktı” diyorsa, sen istediğin kadar edebi bir çeviri yapmaya çalış, ateşi çıkmıştır. Bunu değiştiremezsin.
Son olarak birkaç kitap önerisi rica ediyorum senden. Son dönemde seni etkileyen neler okudun?
Son dönemde anne oldum ve çocuk kitapları konusunda yepyeni diyarlara yelken açtım. Resimli çocuk kitabı denen şeyin hem okuyana hem dinleyene, hem yetişkine hem çocuğa hitap etmesi gerektiğine daha da ikna oldum. Kızımla favorimiz, Corinne Dreyfuss’ün henüz Türkçede yayımlanmayan Tapeti Tapeta kitabı. Ben kızım Mercan’a çevirerek okuyorum. Çevirisi hazır yani, arzu eden yayınevine hemen veririm çeviriyi! Anton serisini seviyoruz. Daha ileri yaş favorilerim arasında Başak Sözer’in Haytek’i ve Ayşe Güren’den Kaptan Kazım’ın Sağ Yanağı var. Bir de son zamanlarda çevirdiklerimden gönlümde taht kuran, çevirmeyi bizzat önerdiğim Joseph Joffo’nun meşhur Bir Kese Bilye’si var.
