
Denizyıldızı
Nazlı Namlı
#çocuktayfayaöykü
“Bu suda yüzülmez,” dediler hep.
“Pis,” dediler.
“Kimse girmiyor,” dediler. Nedenini bilmiyorum ama bu su beni çekti. Sabah kalktım, mayomu giydim ve deniz kenarına gittim. Önce ayaklarımı terliklerimden çıkarıp parmak uçlarımı suya soktum. Yosunlu, bulanık bir deniz... Havlumu kuma bıraktım.
Suya daldım.
Girilmeyen suya daldım.
Kendimi yavaş yavaş denizin derinliklerine bıraktım. Her hareketimde su adeta vücuduma masaj yaparak beni kendine çekiyordu. Suyun serinliği ve dinginliği beni her şeyden uzaklaştırdı. İlginçtir ama suda nefes aldığımı anladım ve daha da derinlere daldım. Bu bulanık denilen denizin gittikçe derinleşen suyu, huzur doluydu. Daha berraktı.
Hatta rengârenk...
Sınırsız bir alan…
Kısa bir süre sonra suyun yüzeyinden epeyce bir derinde buldum kendimi. Sualtı şimdi daha da farklıydı: daha temiz, daha özgün…
Kırmızı bir denizyıldızı gördüm önce. Kolunu kaldırıp el salladı bana. Gelmemi işaret ettiğini düşündüm. Ona doğru yüzdüm.
“Hoş geldin,” dedi.
Bu renkli dünyaya adım atınca, ben de kendime böyle söylemiştim: “Hoş geldim.”
Denizyıldızı saçıma yapıştı, bana hiç sormadan. Şöyle tam kulağımın üstüne. Sanki bana bir şeyler fısıldıyordu. Beraber su altında ilerliyorduk. Sanki ben onu dinledikçe yönümü buluyordum. Gittikçe her yer daha da renkleniyordu. Mercanlar, çeşit çeşit deniz canlıları ve bedenimi hafifleten su… Tüm bunlar ruhumu onardı.
Sudan çıkmaya karar verdim. Çıkıp, gördüğüm ve hissettiğim her şeyin gerçek olduğunu kendime kanıtlamak istedim. Belki de denizyıldızı; “Gitme zamanı,” dedi bana. Yükseldim. Yavaş yavaş, yukarı doğru… Denizyıldızı arkamdan el salladı, kıpkırmızı parlıyordu.
Kıyıya doğru yöneldim. Başımı sudan çıkardığımda yine aynı manzarayla karşılaştım: bulanık bir su ve boş bir sahil. Saçlarımı sıktım, terliklerimi giydim. Havluya sarınıp eve gittim. Anahtarı sakladığım yerden alıp kapıyı açtım. Evdekiler hala uyuyordu.
Suyun altı gerçekti, kapının ardı değil. Artık benim için öyle.
Kendimi dinlediğim yer gerçekti, sınırların koyulduğu yer değil. Artık benim için öyle.
O zaman neden anahtarlar var?
