top of page

Eva Luna Anlatıyor: Gölgede Kalmışların Sesleri

Nilay Yanardağ

#rüzgaraltıyazı

Bir kadın kalemiyle dünyaları değiştirebilir mi? Kelimeleriyle dünyanızı sarsarak hayatınıza yeni pencereler açıp tüm naifliğiyle sızabilir mi çatlaklardan? Söz konusu Isabel Allende ise mümkün. 


Siyasetin kucağına doğan ve aldığı eğitimlerle kendini geliştiren, araştırmayı, sormayı, sorgulamayı ve tüm bilgisini dönüştürmeyi karakteri haline getiren Allende’yi ekrana uyarlanan eserlerinden biliyorsunuzdur. Belki bilmediğiniz yanı ise politik duruşunu, fikirlerini ve okuyucusuna anlatmak istediklerini nasıl ustalıkla, kelimelere takla attırarak aktardığıdır.


Eva Luna Anlatıyor kitabı, benim için yazarla tanışma kitabı oldu. Aslında öncesinde yazdığı Eva Luna romanındaki baş karakterin anlatıcı rolüne büründüğü ve biraz da Binbir Gece Masalları’ndan esinlenerek yazdığı bir öykü kitabı bu. Kitabı farklı kılansa Allende’nin kendine özgü hayal dünyasını renkli ve hayranlık uyandıracak, okuyucuyu akışta tutacak betimlemeleriyle aktarmasında. En kötü, korkunç ya da bayağı karakterlerinin öyküsünde bile ağzınızı açık bırakacak anlatımlar mevcut. Öykülerinin baş kahramanları kadınlar. Ve belirtmek isterim ki bu kadınların korkunç ya da bayağı gibi konumlandırılması tamamen Allende’nin dünyamızdaki kadın algısını hicvetmesinden ibaret. Tüm büyüleyiciliği de burada. 


Öyküleriyle bizi kendi dünyasına çekerek bir yandan bizi yaşadığımız dünyanın gerçekliğiyle buluştururken bir yandan da görmezden geldiklerimizi kaçacak yerimiz kalmayana dek önümüze seriyor. Gücün erkekte olduğu alışageldiğimiz hikâyeleri bir anda bambaşka yolculuklara çıkararak kadının sessiz çiftesiyle buluşturuyor bizi. Feminist bakış açısını ustaca kurgularıyla öykülerine yediren Allende’nin bu kitabını başta tüm kadınlar olmak üzere biraz farkındalık kazanmaya ve empati geliştirmeye gönlü olan herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Anlatmak için seçtiğim kelimeler belki kitabın sert, yıkıcı bir dilde yazıldığı algısını yaratabilir. Ancak sizi temin ederim ki okurken kayıkla nehir yatağında salına salına etrafınızın keyfini çıkaracağınız öyküler sizi bekliyor.


Örneğin, kitaptaki favori öykülerimin başında gelen “Kurbağa Ağzı”, işçilerin dünyasındaki bir fahişenin hayatını ele alır. Ama ele alış biçimiyle, önce işçilerin en saf dürtülerini olur olmaz yöntemlerle gidermeye çalışmalarını sempati oluşturacak şekilde aktarır. Ardından Hermelinda adlı kadının işçilerin dünyasını nasıl renklendirdiğini, zekâsıyla ve türlü türlü kurguladığı oyunlarla onları nasıl mest ettiğini ve hepsi bir yana, meslek edindiği bu işi nasıl severek yaptığını anlatır. Öyle bir anlatır ki siz de öyküdeki işçiler gibi Hermelinda’ya hayranlık duymaktan başka bir çare bulamazsınız. Karakteri belki akıl, belki de aşkla buluşturduğunu iddia edebileceğimiz kısmındaysa uzun anlatımlara gereksinim duymaz. Pablo’nun gelişini, karakterini ve Hermelinda’da gördüklerini öyle betimler ki birbiri için yaratıldıklarına bir sayfada ikna oluverirsiniz. “Kurbağa Ağzı” öyküsündeki gibi diğer öykülerinde de kahramanların iç dünyasını, karakterlerini aktarmakla kalmaz, bizi onların dünyasına çekerek insanları ve olayları deneyimlememizi sağlar.


İyi yazmanın yolu, çok ve nitelikli okumadan geçer. Ve Allende’nin yaşamına baktığımızda neredeyse durmaksızın farklı bölümlerde okuduğunu, genç yaşta iş dünyasına adım attığını ve her fırsatını üreterek, paylaşarak geçirdiğini görüyoruz. Özellikle yazmaya, yazar olmaya kendini adamış her bireyin sırf karakter oluşturma, atmosfer yaratımı, olay örgüsü gibi temel unsurlar için bile okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Üstüne düşünülesi, ders kitabı niteliğinde bir başucu kitabı olmaya aday. Keyifli okumalar.



Eva Luna Anlatıyor

Isabel Allende

Çeviren: Eren Yücesan

Can Yayınları


Bu metni arkadaşlarınla paylaş!

bottom of page