top of page

Eve Dönmenin Yolları

Lale Özer

#rüzgaraltıyazı

1975 Şili doğumlu Alejandro Zambra, genç yaşında yazdıklarıyla 2007’de “39 Yaş Altı En İyi Latin Amerikalı Yazarlar” arasına, 2010 yılında ise “35 Yaş Altı En İyi İspanyol Dili Yazarları” arasına girmiş bir şair ve yazar. Yazmaya şiirle başlamış olsa da biz onun adını düzyazıyla duyduk; aslında kendisi de düzyazıyı tercih ettiğini ama akıllarda hep şair olarak kaldığını sıklıkla söylüyor. Bunu “Eve Dönmenin Yolları”nın dilinde de görüyoruz. Yazarın şiirsel bir dili var, ağdalı değil. Lafı uzatmadan, uzun betimlemelere girmeden ve yine de okuyucuya altını çizebileceği bir ton malzeme vererek, şiir tadında yazıyor. Ne anlatmak istiyorsa onun çevresinde kalıyor, dağılmıyor. Oysa epey iç içe geçmiş bir hikâye ekseninde, karmaşık denebilecek bir anlatı okuyoruz kitapta.


Kitabın asıl meselesi 80’li yılların Pinochet diktatörlüğü. Yazar, bu acılı ölüm ve kayıp dolu yılları gündelik hayat üzerinden anlatmayı seçmiş. Hikâyenin ekseni; bir çocuk, çocuğun 30’lu yaşlarındaki yazar hali ve yazar anlatıcı üzerine kurulmuş. Birinci bölümde bir diktatörlükte yaşanan çocukluğun romanı, ikinci bölümde yazar olmuş bu çocuğun gerçek hayatta anne babasıyla, ayrıldığı eşiyle ve yaşadığı ülkeyle olan ilişkileri anlatılırken işin içine bir de yazarlık ve yazma sürecinin anlatılması giriyor. Üçüncü bölüm ise yeniden romana ve roman karakterlerinin yetişkinliklerine dönüyor. Anlatı boyunca duygusal çatışmalar, karşılaşmalar/yüzleşmeler yaşanıyor. Son bölümde yeniden gerçek hayatta buluyoruz yazarı. Kitap, diktatörlüğün gölgesinde yaşanan yılları ve o gölgenin insanların hayatlarında yarattığı kırılmaları, üzerlerinde bıraktığı izleri geniş bir zaman perspektifinden göstererek metin içinde metin biçiminde anlatıyor. 


Zambra, 2020 yılında Nilay Örnek ile yaptığı söyleşide “Eve Dönmenin Yolları”nın kendisinde ayrı bir yeri olduğunu söylüyor ve bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Bu kitap 30’lu yaşlarla ilgili... Yani artık çocukluktan çıkmış ve kendi hayâl kırıklıklarını yaşamış olanlar için. Çünkü 30’larında insan artık dünyayı bir çocuk gibi değil, yetişkin olarak algılıyor. Bu şirin, alaycı çocukların babalarını (kendi öldürdükleri babalarını) ziyaret etmeleri ve onları yeniden hayata getirmeleri lazım. Artık onların anlattığı kişi değilsiniz. Onların diktatörlükteki tavırlarıyla aynı fikirde olmayabilirsiniz. Çünkü artık kendi hayâl kırıklıklarınızı yaşamış bir yetişkinsiniz. O uzama geri dönmek istiyorsunuz ama artık o uzlaşma, o yer yok. Sadece içinizde bir ukte, istek kalıyor; aramaya devam ediyorsunuz. Aslında bir kapanış arayışı bu. Ben bunu arıyordum. Bu daireyi kapatmak içindi bu kitap ve benim için yeri çok ayrıdır.” 


Ayrıca yazar “gündelik hayat ile anlatma” tercihi için de; yaşananların çok zor, acıların çok derin olduğunu, ölümler ve kayıplarla dolu bir zamanın yazılabilmesi için bir form bulması gerektiğini ve anlatım şeklinin bu ihtiyaçtan çıktığını söylüyor ve ekliyor: “Bir çocuk bunları anlayamaz ama hayatın içinde yaşar. Yaşadıkları da bize o zamanları gösteren, sade, basit bir dildir ama yaşananların ağırlığını hafifletmez.” 


Hikâyenin kapanışına yaklaşırken karakterimiz, çocukluk arkadaşı Claudia’yla birlikte çocukluklarının geçtiği mahalleye giderler. İkisi de ailelerinin evine uğrayacaktır. Bu elbette yalnızca bir mahalle gezisi değildir; aslında ikisinin de kendilerine doğru çıktıkları bir yolculuk olur.


Yazarımız babasıyla çocukluk yıllarını konuşurken (onun babası suya sabuna dokunmamayı seçenlerdendi; Claudia’nınki ise bu suya sabuna dokunmayanların “komünist” dediklerinden…) babasından duyduğu “Pinochet bir diktatördü, biliyoruz, birilerini öldürdü ama en azından o zamanlar memlekette düzen vardı” sözü üzerine şöyle yazıyor: “Gözlerinin içine bakıyorum. Acaba ne zaman, diye düşünüyorum, ne zaman babam böyle bir insana dönüştü? Yoksa hep böyle miydi?”. 


Evet, Zambra’nın karakterinin dediği gibi O, öğrenmek için sormuyordu, bir boşluğu doldurmak için soruyordu.  Yoksa biz bu sorunun yanıtını birinci bölümde almıştık, oysa O sorular sorarak ancak yüzleşebiliyordu. Ne kadar sade bir gerçek, değil mi?


Claudia ise bu geziden ne istediğini bilerek geçiyordu: “Huzurlu, sade bir hayat. Parkta gezintilere çıkılan bir hayat.” Yazarımız önce bu cümleyi biraz üstünkörü buluyor. “Benim hayatımın da bir yanıyla parkta gezintilere çıkılan bir hayat olduğunu düşündüm. Ama ne demek istediğini anladım,” diyor. Claudia’nın aradığı, aslında kendine ait bir manzara, yeni bir park: “Kimsenin çocuğu ya da kardeşi olmadığı bir hayat.”


Başka bir çarpıcı alıntı da eski eşinden verelim. Yazdığı romanı okuduktan sonra eski eşinin yaptığı yorumu şöyle anlatıyor yazar: “Benim hikâyemi mi anlattın?” dedi. “Sana minnettar olmam gerekir ama bence hiç de öyle değil çünkü bu hikâyeyi kimsenin anlatmamasını tercih ederdim.” Ona hikâyenin tam olarak onun hayatı olmadığını, sadece birtakım görüntüleri, bazı ortak anlarımızı kullandığımı açıkladım. “Mazerete gerek yok,” dedi. “Kasada biraz para bırakmışsın ama yine de bankayı soymuşsun işte.” Böylesine çok tartışılan bir konuya verilen nefis ve okkalı bir yanıt olmuş doğrusu!


Toparlayacak olursak; ben bu kitabı yalnızca “otobiyografik anlatı” kategorisiyle tanımlamanın onu sınırlamak olacağını düşünüyorum. Hikâye, “ben anlatısı”ndan çok, kollektif bir anlatı sunuyor aslında. Özellikle Türk okurlar için romanda anlatılan politik iklim, ekonomik yıpranma, yoksulluk, deprem konuları çok tanıdık. Duygusal ilişkiler, anne-baba ve aile meseleleri ise zaten insanlığın yüzyıllardır çözemediği, dönüp dolaşıp aynı yerde bulduğu konular değil mi?


Yazıyı kitabın başlangıç paragrafıyla bitirmek istiyorum. Okuyunca, nedenini anlayacaksınız: “Bir keresinde kayboldum. Altı veya yedi yaşlarındaydım. Aklım başka bir yere gitmişti, annemle babamı kaybettim. Korktum ama sonra yolumu buldum… Ama bence o akşamüstü asıl annem ve babam kaybolmuştu. Çünkü ben eve dönmeyi biliyordum ama onlar bilmiyordu.”


Keyifli okumalar.


NOT: Özenli çevirisi ve akıcı diliyle, kitabın çevirmeni Çiğdem Öztürk’e özellikle teşekkür etmek isteriz.

NOT 2: Kitapla sevgili “Karin Karakaşlı” ile “Yazarın Başucu” okumalarımızda tanıştık, kendisine de özellikle teşekkür etmek isteriz.


Eve Dönmenin Yolları

Alejandro Zambra

İspanyolca’dan Çeviren: Çiğdem Öztürk

NOTOS Kitap


Bu metni arkadaşlarınla paylaş!

bottom of page