
Göktuğ Canbaba: “Yazı masası benim için hâlâ büyük bir oyun alanı.”
Gözde Taşgetiren
#rüzgaraltısöyleşi
Yarasa Çıkmazı’nı yazan Göktuğ Canbaba mı, Ayyaş Buda’yı yazan Göktuğ Canbaba mı size daha yakın? Yoksa ikisi de aynı kişinin farklı yüzleri mi?
İki taraf birbirinden çok farklı olsa da ikisi de beni anlatıyor aslında. Yarasa Çıkmazı dünyasında var olmak, büyünün, gizemin ve canavarların arasında maceralara atılmak isteyen meraklı, küçük Canbaba bir yanda kara mizahın ve büyülü gerçekçiliğin var ettiği yollarda savrulmak isteyen yetişkin Canbaba diğer yanda. İkisi de ayrı ayrı çok keyif aldığım gerçeklikler.

İlk eseriniz Ozanın Şarkısı’nı FRP, yani rol yapma oyunu dünyasından çıkardınız. Oyun oynamak ile hikâye yazmak arasında hâlâ bir bağ var mı sizin için? Yazı masası biraz da bir oyun alanı mı?
Yazarken aslında oyun oynuyorum. Hep böyleydi. Hiçbir zaman tanınmak ya da bir şey öğretmek için yazmadım. Başka ihtimalleri düşleyebilmek, başka gerçekliklerde biraz daha yaşayabilmek için yazdım. Yazı masası benim için hâlâ büyük bir oyun alanı.
Hem çocuklar hem yetişkinler için yazıyorsunuz. Bu iki farklı okur için yazmak iki ayrı dil konuşmak gibi mi, yoksa aynı hikâye anlatıcısının farklı tonları mı? Sabah yazı masasına oturduğunuzda o gün hangisi için yazacağınızı nasıl anlıyorsunuz?
Aynı evin farklı odaları gibi düşünüyorum onları. Birinde ışık daha parlak, diğerinde gölgeler biraz daha uzun. Ama ikisi de aynı eve ait. Hangi kapıyı açacağımı ise çoğu zaman hikâye belirliyor. Bir çocuk hikayesi yazarken içimdeki merak duygusu öne çıkıyor; yetişkinler için yazarken ise karanlık, eksiklik, tekinsizlik daha çok söz alıyor. Ama ikisi de aynı kaynaktan besleniyor.
Çocuklar için yazarken kendinize koyduğunuz görünmez sınırlar var mı? Neleri anlatmaktan çekinmezsiniz, nelerde durup yeniden düşünürsünüz?
Benim için en önemli şey hikâyenin gücü. Fikrin etkileyiciliği. Başından sonuna kadar devam eden dinamik ve grift yapısı. Çocuklar için de yetişkinler için de aynı değeri korumaya ve üzerinde aynı emekle çalışmaya gayret ediyorum.
Konuşulmamış, düşünülmemiş ya da girmekten korkulmuş alanları seviyorum iki tarafta da. O yüzden çekindiğim bir şey yok. Aksine yasak ormana girmeyi, canavarlarla sohbet etmeyi, karanlıkla boğuşmayı tercih ediyorum.

Yarasa Çıkmazı serisinde çocuk okuru zaman zaman karanlık ve tekinsiz bir dünyanın içine davet ediyorsunuz. Çocuk edebiyatında karanlığın ve korkunun yeri olduğunu düşünüyor musunuz?
Hem de ne yer! Çocuk edebiyatının her zaman aydınlık olmak zorunda olduğu düşüncesini benimsemiyorum. Burada amaç çocuğu korkutmak değil, iyi bir hikayeyle merakını uyandırmak. Şatolar, karanlık mahzenler, canavarlar neden bu kadar önemli? Çünkü hepsi genelde yüzleşmeye çalıştığımız korkularımızı temsil ediyorlar. Aslında bizi bize anlatıyorlar. Tüm bunlar sayesinde çocuklar ve hatta yetişkinler korkularını tanıyarak var olmayı öğreniyor. Neden çocukların korkma hakkını elinden alalım? Daha doğrusu ne hakla? Korkuyu yok saymanın hayatı eksiltme olduğunu anladığımız zaman belki işlerin değiştiğini görebiliriz. Burada takılmamız gereken korku edebiyatı değil, “fazla güvenli” çocuk kitapları. Duyguların dolaşımını kesen, her şeyi fazla güvenli hale getiren o boşluk.
Çocuklara “çocuk gibi” yazmanın sırrı nedir? Yetişkinlerin çocuklar hakkında en sık düştüğü yanılgı ne sizce? Çocukken sizi derinden etkileyen ve bugün yazarlığınızı besleyen kitaplar hangileriydi?
Çocuklara “çocuk gibi” yazmanın sırrı çocuk olmayı unutmamak bence. Unuttuğunuz zaman hikâye didaktik bir yapıya dönüyor. En büyük yanılgı da bu. Yetişkinler eğlenmek, iyi vakit geçirmek için kitaplar okurlar değil mi? Ama çocuk edebiyatı olduğu zaman iş ne öğrendiye dönüyor. Biz de kitaplardan bir şeyler öğreniyoruz elbette ama işin aslı hikâye! Hikâye iyiyse hem çok iyi vakit geçirip hem de bir şeyler öğrenebiliriz.
Çocukken beni en çok etkileyen kitaplar Jules Verne’nin kitaplarıydı. Özellikle Seksen Günde Devri Alem. Pal Sokağı Çocukları’nın bende ayrı bir yeri vardır.

Arayış Ormanı dört kitaba ulaşan bir seri. Bu dünyayı ilk yarattığınızda nereye varacağını biliyor muydunuz, yoksa orman yazım sürecinde kendi yolunu mu çizdi?
Hayır aslında yoktu. Benim eğlendiğim şey hikâyenin içinde seyahat etmek; zaman zaman kaybolmak, karakterlerle birlikte hataya düşmek, yeri geldiğinde umudumu kaybetmek ve tekrar kazanmak. Arayış Ormanı’nda her kitap bittiğinde bir sonrakini düşünerek ilerledim. Yazarken birçok şey değişti ve hiç tahmin etmediğim yerlere geldi. Ana iskeleti biliyordum ama yolun büyük kısmını hikaye bana gösterdi.
Valizdeki Kedi’de Kiki’nin bir valizin içinde uyuyakalmasıyla başlayan ve İstanbul’dan Paris’e uzanan plansız bir yolculuk okuyoruz. Sizin metinlerinizde yolculuk çoğu zaman bir dönüşüm kapısı gibi çalışıyor. Bir çocuk kitabı karakterine bu yolculuğu yaşatmak, yetişkin romanlarındaki yol temasından nasıl ayrılıyor?
Yol, yolculuk, keşif benim için önemli temalar. Bu hayata bakış açımla, nelere değer verdiğimle bağlantılı. Hayatın bir anlam, kendini bilme arayışı; hem zihinde hem de toprakta ilerleyen bir yolculuk olduğunu düşünüyorum. Çocuk da yetişkin de olsa yol aynı bence. Fark ettiğimiz şeyler değişiyor aslında. Önemli olan, yola çıkmaktan korkmamayı erken yaşta kavrayabilmek.

Tekinsiz mekânları fotoğraflama ve eski mezarlıkları gezme tutkunuzu biliyoruz. Seyahat ettiğiniz her yerde bu tür eşik noktalarını aradığınızı hissediyoruz. Bu arayış metinlerinizdeki karanlık ama cezbedici atmosferi nasıl besliyor? Şehirler sizin hikâyelerinizde gizli birer karakter mi?
Kesinlikle öyle. Karakterlerin bilmediği şehirlerde kaybolması da çoğu zaman bir büyüme hikayesi aslında. Çünkü çoğu zaman şehir onlara duymadıkları ama derinden hissettikleri yanıtlar veriyor. Onlara kim olduklarını, oraya gelene kadar neler yaşadıklarını, kimleri sevip kimleri unutmak istediklerini fısıldıyor. Şehirler bazen onlara evindeymiş gibi hissettiriyor bazen de oradan neden ayrılmak istediklerini hatırlatıyor.
Gezdiğim şehirler de bana çoğu zaman buna benzer şeyler fısıldıyorlar. Ben de onlara elimden geldiğince kulak vermeye çalışıyorum. Bazen bir şehri anlamak, biraz da kendini anlamak oluyor. O zaman başka gerçekliklerin kapısı aralanıyor.
*Göktuğ Canbaba kitaplarına Doğan Çocuk, İthaki Yayınları ve X Libris’ten ulaşabilirsiniz.
Ozanın Şarkısı Kuzey Kıtalar Efsaneleri Ankira Yayıncılık tarafından basılmıştır.
