
Güvenli Alanın Sınırları: Dostlar Arasında
Esma Akalın
#rüzgaraltıyazı
“Amerikan kültürü romantik ve ailevi ilişkileri iyi bir yaşamın temeli olarak önceliklendirirken, arkadaşlık daha çok ‘olsa iyi olur’ kategorisinde kalıyor. Bense dostluğun da aynı ölçüde saygıyı ve özeni hak ettiğine inanıyorum ve bu hikâyenin beni cezbeden tarafı bunu ortaya koyabilecek olmasıydı.”¹
Yazar Hal Ebbott, bir söyleşisinde erkek dostluğu hakkında bir roman yazmaya onu iten sebebi bu sözlerle açıklıyor. Daha romanın girişinde hissediyoruz Ebbott’ın ne demek istediğini. İki karakterin tanıştığı güne dair kaleme aldığı satırlardaki incelik, nostalji yaratma kabiliyeti ve roman boyunca hissedilen şiirsel üslubuyla bir araya gelerek hikâyeye romantik bir zemin hazırlıyor.
Romantizm burada, sevgililiğin tahakkümünden çıkıp arkadaşlığı da kapsayan, bir ilişkiyi yan yana televizyondaki maça bakmaktan ileriye taşıyan derin bağlara tekabül ediyor. İlk gençliklerinden itibaren 30 yıldır birbirine yoldaşlık eden Amos ve Emerson’un öyküsü işte böyle bağlarla düğümleniyor. Ancak ilişkileri, sosyal statülerinin izin verdiği ölçüde kurulan bir eşitliğe dayalı; ayrıcalıklı olanın üstünlüğü ile dezavantajlı olanın ezikliği sürekli yarışıyor.
Dostlar Arasında, iki aile arasındaki güvenli alanın sınırlarını test eden, içinde barındırdığı güvensizlikleri ortaya döken samimi ve gerçekçi bir anlatı. Hal Ebbott, belli ki insan ilişkilerindeki kaçmış ilmekleri çok iyi gözlemliyor ve “hiç olmamasından iyidir” diyerek sökük bir hırka gibi üstümüzde taşıdığımız “çevremizi” mercek altına alıyor. Karakterlerini, onların motivasyonlarını, kurdukları her cümlenin anlamını çok iyi biliyor. Kitabın gücü de burada ortaya çıkıyor: İç hesaplaşmalar ve kaygılarla dolu zihinlerin portresini çiziyor; on yıllara yayılan bir dostluğu gölgeleyen endişeleri acımasızca açık ediyor.
“Kutlama olarak başlayan bir hafta sonunun, geri dönüşsüz bir kırılmaya dönüşme hikâyesi.” Kitabın tanıtım yazısı bu cümleyle bitiyor, okuyucunun merakı burada başlıyor. İki çekirdek aile, yani altı kişilik bir topluluğun dar alanda paslaşmalarıyla gerilim gittikçe yükseliyor. Yazar baştan sona kadar bu gerilimi koruyor. Bunu da romanın ortasına yerleştirdiği “kırılım anından” ziyade, onun öncesi ve sonrasına odaklanarak başarıyor.
Uzun hafta sonu ziyareti, okuyucuya karakterler arasındaki karı-koca, anne-kız ve baba-kız ilişkilerine teker teker şahit olma imkânı sunuyor. İki gün boyunca, dünyada en iyi tanıdığın insanların bir jestinin, mimiğinin bile ne anlama geldiğini bilmenin zaman zaman ne kadar yaralayıcı olduğu örneklerle ortaya konuyor. Sınıf farkı eşler arasında da, arkadaşlar arasında da kendini gösteriyor. Huzur ve çatışma iç içedir; ancak tanıdıklığın sıcaklığı, dargınlıkları bertaraf etmeyi hep başarıyor.
Ta ki ziyaret, Amos’un kızı Anna için kâbusa dönüşüp anlatıda bambaşka bir kaygı penceresi aralayana dek. Emerson’un kitabın ilk sayfasından itibaren vurgulanan sahip olma ayrıcalığı, “dünyayı bir restoran gibi görmesi” küçük bir odada ete kemiğe bürünür. Onun evinde çamaşır yıkama hakkını kendinde gören ve hayata kayıtsız bir memnuniyetle yaklaşan Anna’ya, Emerson haddini bildirmelidir; çünkü o anı şekillendirme gücü sadece ve sadece kendisindedir. Ve bu gücü rahatça kullanır. Genç kız ilerleyen sayfalarda bu teması “tutuşundaki işgalci açlık” olarak nitelediğinde taşlar iyice yerine oturacaktır.
16 yaşındaki Anna bu travmayla nasıl baş edebilir? Sonbahardan ilkbahara kadar geçen zamanı nasıl algılar? Sırrını kendine saklayıp saklamamaya nasıl karar verir? Yazar, bizi kitabın ikinci kısmında Anna’nın zihninde dolaştırırken bu soruların yanıtını çok büyük bir titizlikle veriyor. Anna kendini yalnızca bir “şey” gibi hissederken, geleceğinin silinip gittiğini düşünürken, aslında kimsenin bilmek istemediğini fark ederken Ebbott, karakterine ne kadar şefkatle yaklaşırsa yaklaşsın gerçekçiliğinden ödün vermiyor.
Kitabın Holden tarafından yapılan Türkçe basımında, kapakta kirleri halının altına süpüren bir adam var. Romanın gidişatını çok fazla açık eden bir tercih olmakla beraber herkesin mevcut hayatını ne kadar sevdiğini ve ondan vazgeçmenin zorluklarını net bir şekilde ifade ediyor. Yazarınsa bunu aslında hikâyenin içine ustalıkla yedirdiğini görüyoruz. Baştaki nostalji hissini hiç elden bırakmıyor, doğru yerlerde geçmişteki hatıralara dönerek şimdiki zamanın tercihlerini daha iyi anlamamızı sağlıyor. Böylece elindeki 30 yıllık süreyi etkili bir biçimde kullanarak sürükleyici bir anlatı kuruyor.
¹ Jane Ciabattari, “Hal Ebbott on Writing a Novel of Male Friendship”, Literary Hub, 2025.
Erişim adresi: https://lithub.com/hal-ebbott-on-writing-a-novel-of-male-friendship/
Dostlar Arasında
Hal Ebbot
Çevirmen: Meltem Yılmaz Deniz
Holden Kitap
