top of page

Jonathan Strange & Bay Norrell: Unutulmuş Büyünün Yeniden Doğuşu

Didem Ayav

#rüzgaraltıyazı


Karadankaçanlar’a pazartesi cadısı olarak adım atıp, salı cadılığında pişip, çarşamba cadılığına terfi etmişken, büyünün en zarif, en tuhaf ve en unutulmaz hâllerinden biri olan Jonathan Strange & Bay Norrell’den bahsetmemek olmaz diye düşünüyorum.


Bazı kitaplar vardır; daha ilk sayfalarından itibaren sizi bulunduğunuz zamandan koparıp bambaşka bir dünyaya taşır. Susanna Clarke’ın Jonathan Strange & Bay Norrell romanı da tam olarak böyle bir kitap. 19. yüzyıl İngiltere’sinin sisli sokaklarında dolaşırken, bir yandan da büyünün aslında hiç kaybolmadığına inanmaya başladığınız uzun ve büyüleyici bir yolculuk sunuyor.


Roman, büyünün İngiltere’de önemli bir yere sahip olduğu ancak zamanla unutulduğu alternatif bir tarihte geçiyor. Büyük büyücülerin yaşadığı bu dünyada, büyü artık unutulmuş ve büyücüler gerçek sihir yapmak yerine eski kitapları inceleyen akademisyenlere dönüşmüştür. Ta ki Bay Gilbert Norrell ortaya çıkana kadar…


Bay Norrell; düzenli, kontrollü ve biraz da kendini beğenmiş bir büyücüdür. Ona göre büyü, rastgele kullanılacak bir güç değil; kuralları, sınırları ve ciddiye alınması gereken bir disiplini olan bir bilimdir. Tam da bu sırada hayatına Jonathan Strange girer. Genç, cesur, meraklı ve maceracı Strange, büyüye çok daha özgür ve yaratıcı bir gözle yaklaşır. Başlangıçta usta ve öğrenci olarak başlayan ilişkileri, zamanla fikir ayrılıkları ve rekabetle şekillenen karmaşık bir bağa dönüşür.


Kitabın en etkileyici yanlarından biri, yalnızca fantastik bir hikâye anlatmaması. Clarke; güç, hırs, gurur, dostluk ve insanın sahip olduğu yeteneklerle ne yaptığı üzerine düşündürürken, büyüyü de karakterlerin seçimlerini, ilişkilerini ve kaderlerini değiştiren güçlü bir unsur olarak kullanıyor.


Clarke’ın yarattığı atmosfer ise başlı başına hayranlık uyandırıcı. Jane Austen ve Charles Dickens dönemini hatırlatan anlatım tarzı, ayrıntılı betimlemeleri ve dönemin ruhunu yansıtan dili sayesinde kendinizi gerçekten 19. yüzyıl İngiltere’sinde hissediyorsunuz.


Romanın büyüsünü güçlendiren bir diğer unsur ise Clarke’ın dipnotlarla kurduğu benzersiz anlatım biçimi. İlk bakışta yalnızca açıklayıcı bilgiler gibi görünen bu bölümler, ilerledikçe romanın içine açılan gizli kapılar hâline geliyor. Kendi başına küçük hikâyeler anlatan bu dipnotlar, kurulan dünyanın derinliğini artırıyor. Clarke’ın yarattığı alternatif tarih o kadar detaylı ve inandırıcı ki, okurken kendinizi hayali bir dünyanın değil, gerçekten yaşanmış bir dönemin arşivlerini inceliyormuş gibi hissediyorsunuz. Fantastik bir hikâyeyi tarihsel bir metnin ciddiyeti ve gerçekçiliğiyle anlatabilmesi, Jonathan Strange & Bay Norrell’i türündeki pek çok eserden ayıran en güçlü yanlarından biri.


Elbette Jonathan Strange & Bay Norrell hızlıca okunup rafa kaldırılacak bir kitap değil. Bu eser sabır ve dikkat istiyor; ancak karşılığında son derece zengin, detaylı ve unutulmaz bir dünya sunuyor. Fantastik edebiyatı seviyorsanız, özellikle de klasik edebiyat atmosferini taşıyan farklı bir hikâye arıyorsanız, bu kitap kesinlikle keşfedilmeyi hak ediyor.


Bazen en güzel hikâyeler, gerçek ile hayal arasındaki çizginin belirsizleştiği yerlerde saklıdır. Jonathan Strange & Bay Norrell de tam olarak böyle bir eser: sizi büyünün mümkün olduğuna inandıran, sayfaları kapattıktan sonra bile etkisini sürdüren ve veda etmesi kolay olmayan özel bir kitap.


Velhasıl, raflarınızda büyülü bir kitaba yer açmanın tam zamanı.

 

 

Jonathan Strange ve Bay Norrell, Susanna Clarke,Çev: Berna Kılınçer, Alfa Yayınları

   

 

                                   

Bu metni arkadaşlarınla paylaş!

bottom of page