Kadersiz İhsan
Tuğba Akgün
#çocuktayfayaöykü
“İhsan, kalk bu soruyu sen çöz,” dedi öğretmen. İhsan’ın o soruyu çözemeyeceğini o da bizim kadar iyi biliyordu. Yine kesin bir şeye tepesi attı kızacak birilerini arıyor tabii ki ilk kurban İhsan’dı. Çünkü öğretmen İhsan’a takmıştı. Ne zaman canı sıkılsa İhsan’a bir soru sorar bilemediği için yerin dibine sokardı. İşte öyle anlarda oturduğum yerden havalanıp ayakkabımın tabanıyla öğretmenin ağzını kapatmak isterdim. Gözlüklerinin üstünden küçük, çirkin mavi gözleriyle tahtaya kalkan İhsan’ı iyice izledi. Garibim İhsan soruyu titrek elleriyle yazdıktan sonra bir adım geri çekilip yazdığı sayılara baktı. Çözemeyeceğini bile bile düşündü ya da düşünmüş gibi yaptı. Sonra tebeşiri tahtaya kazırcasına bastırarak yan yana sayıları sıraladı. O yazdıkça öğretmenin pis sarı bıyıkları sağa sola oynuyor, avurtları şişip iniyordu. Gelmekte olan fırtınanın tüm sınıf farkındaydık. Hepimiz korku dolu gözlerle bir İhsan’a bir öğretmene bakıyorduk. Öğretmen oturduğu sandalyeden kalktı, ceketini düzeltip İhsan’a doğru yaklaştı.
“Yine bir haltı beceremedin,” deyip sağ elini kaldırdığı anda olanları görmemek için gözlerimi kapadım. Bir saniye, iki saniye… Yok, ses gelmedi. Gözlerimden birini yavaşça açtım. Gördüklerim karşısında dilim tutuldu. Kapalı olan diğer gözümü de açtım. Öğretmen eli havada öylece kalmıştı. Sadece öğretmen mi tüm sınıf donmuştu. Yanımdaki Ayşe’nin ağzı açık kalmış. Önümde oturan Hasan’ın da elleri kulaklarındaydı. Diğerleri de öylece kalmıştı.
“Ne oluyor ya?” deyince İhsan arkasını döndü. Sadece o ve ben donmamıştık.
“İhsan sen mi yaptın?” diye sordum.
“Yoo, ben bir şey yapmadım,” dedikten sonra öğretmenin etrafında bir tur döndü.
“Öldüler mi acaba?” dedi saf saf.
“Saçmalama hepsi aynı anda bu şekilde mi ölecekler,” diye terslendim. Tahtaya öğretmenin yanına çıktım. Elimi gözünün önünde salladım, yüzüne üfledim, hafifçe yanağına vurdum. Tık yoktu. Hatta hazır bu haldeyken şöyle okkalıca bir tokat patlatsam diye de düşündüm ama bu fikrimden çabucak vazgeçtim. İhsan’a doğru dönüp,
“Gel diğer sınıflara da bakalım. Onlar da donmuş mu?” dedim. Sınıfın kapısını araladık. Usulca başımızı çıkarıp koridoru kolaçan ettik. Birkaç sınıfın kapısına kulağımızı dayayıp dinlediğimizde hepsinin ders işlemeye devam ettiğini duyduk. Bir süre boş boş birbirimize baktıktan sonra İhsan hiçbir şey söylemeden sınıfa doğru ilerlemeye başladı. Ben de mecburen peşinden gittim. Sınıfa girer girmez de geçti sırasına oturdu.
“Ne yapıyorsun İhsan?” diye sordum.
“Öğretmen düzelince bana kızmasın diye yerime oturuyorum. Ayakta görürse yine kızar,” dedi.
“Ya düzelmezse sonsuza kadar burada mı oturacaksın,” dedim. Boş boş bakıp omuzlarını silkti. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Hangimiz yaptık bunu bir türlü çözemedim. Aslında sadece arkadaşlarımızı eski haline döndürecek bir fikir de yeterliydi bizim için. Ama önce bunun nasıl olduğunu anlamalıydık.
“Buna sebep olan ya senin ya da benim hareketim İhsan,” dedim.
İhsan, “Ben bir şey yapmadım ki öğretmen elini kaldırınca şöyle gözlerimi kapadım,” der demez herkes kendine geldi.
Öğretmen bir anda boşluğa elini indirince yüzüstü düştü. Düşmesiyle toparlanıp,
“Nerede o?” diye gürlemesi bir oldu. Herkesin gözü İhsan’ı aradı. İhsan sırasında sindikçe sindi. Öğretmen kızmasın diye geçtiği yerinde yine azar işitmişti. Çünkü öğretmen İhsan’a takmıştı.
