
Sarımsak
Dilek Mertoğlu
#yetişkintayfayaöykü
Aslında niyetim onu öldürmek değildi.
Belki beni tanısa severdi, aramızda sıcak bir ilişki başlardı.
Ama o ne yaptı? Beni hayatı için bir tehdit olarak gördü. Önce vücudumu kocaman bir demire sıkıştırıp organlarımı parçalamak için tuzak kurdu bana. Kurtuldum; gecelerce, midem büzüşerek, titreyerek ağladım.
Sonra organlarımı felç edecek bir zehir vermeye kalktı.
O an düşündüm… Madem o beni öldürmeye niyetlendi, neden ben de…
Ne yapalım, can tatlı.
Ocakta domates çorbası pişiyordu o gün. Akşama misafir gelecekti.
Mutfak bankosunun üzerindeki rafa tırmandım.
Hazırladığı tuzaktaki zehirli peynirden bir parça koparmıştım. Atsa mıydım içine? Yok, acıyla çırpınmasını içim kaldırmaz. Allah'ından bulsun, boş ver. İyi ya, boş verdim.
Eyvah! Tutamadım peyniri, gitti çorbanın içine.
Ne yapsam? Hah, geldi, tadacak şimdi. Yeme… Yedi…
"Sofrayı kontrol edeyim" diyerek içeri gitti… Birden bir gümbürtü…
Yere yığılıp kalmış!
Bahçeye koştum: "Hey, acil durum!"
Bizim fare milleti hemen koşar tehlike anında.
"Gelin, bu insanı azıcık zehirlemiş olabilirim. Seninki de mi zehirlendi geçende? Yanlışlıkla tabii. Sarımsak mı yutturdun? Getir çabuk o zaman bir diş. Sen! Kuyruğunla burnunu gıdıkla. Siz ikiniz ağzını açın, atayım sarımsağı ağzına. Amanın! Tutun kuyruğumu demedim mi size! Düştük işte ağzına! Uyandı mı? Uyanmak ne kelime, çığlık çığlığa bağırıyor! Neden birden ses kesildi? Nefes almıyor mu? Cenaze yemeği hazır içeride, sofraya buyurun bari…
