
Tuğçe Özdeniz ile Söyleşi: Çocuklara Zor Konular Anlatmak
Aslı Tohumcu
#rüzgaraltısöyleşi
"İfade özgürlüğünün ve edebi çeşitliliğin korunduğu bir iklimi beslemek okurlara karşı sorumluluğumuz..."
Karadankaçan Akademi'de, ayda bir akşam, çocuk ve gençlik edebiyatında zor temaları ele aldığımız bir okuma buluşması gerçekleştiriyoruz. Göç, yas, istismar, ayrımcılık, kayıp, şiddet, iletişimsizlik ve benzeri “zor” temaları edebiyatın güvenli sularında konuşuyoruz. Karanlık ya da incitici deneyimlere bakarken, kurmacaların çocukları, gençlerin ve bizi nasıl dönüştürdüğünü, ruhumuza nasıl iyi geldiğini görüyoruz.
Çocuk ve Gençlik Edebiyatında Zor Konular Kitap Kulübü okuma listemizde (ayrıca çocuk edebiyatı atölyelerimizde de) epey bir Can Çocuk kitabı var: Ben'in Gemisi, Kurt, Bu Kitabı Yasaklayın, Kanki, Luna... Bu yüzden, Can Çocuk Yayınları'ndan bu güzel kitapların editörü Tuğçe Özdeniz'le zor konular meselesini konuştum.
Can Çocuk'un yayın listesine baktığımızda yas, zorbalık, aile içi istismar, siyasi yozlaşma, sansür gibi çok farklı ve ağır temaları kapsayan bir çeşitlilik görüyoruz. Bu çeşitliliği bilinçli mi kuruyorsunuz — yoksa iyi bir metnin kendisi mi sizi buluyor?
Can Çocuk’un yayın listesindeki bu çeşitlilik kesinlikle rastlantısal değil, aksine bilinçli bir duruşun ürünü; bir anlamda hayatın kendisine açtığımız bir alan. Çocukları, hayatın can yakıcı gerçeklerinden korumak gibi bir illüzyona sığınarak yapay bir pembeliğin içine hapsetmek onlara yapılacak en büyük haksızlıklardan biri. Çünkü hayat acısıyla tatlısıyla, akıp gidiyor ve çocuklar, o muazzam içsel algılarıyla, her şeyin farkındalar. Yas, akran zorbalığı, göç, savaş, siyasi yozlaşma gibi temalar hayatın tam içinde; bu gerçekleri onlardan saklamak da beyhude.
Tabii burada asıl eşik, metnin bu ağırlığı nasıl göğüslediği. Sırf bir yaraya parmak basmak ya da bir doğruyu dikte etmek için yazılmış, edebi derinlikten yoksun metinler ne kadar "önemli" konulara değinirse değinsin ilgimizi çekmiyor. Çocuğun aklını küçümsemeyen, gerçeği incitmeden ama eğip bükmeden anlatabilen cesur ve edebi seslerin peşine düşüyoruz.

Ben'in Gemisi, çocuk/kardeş kaybını, yasın farklı deneyimleniş şekillerini bir çocuğun gözünden anlatıyor. Bu temayı içeren bir çocuk romanını yayın programınıza eklemek nasıl bir karardı?
Ben'in Gemisi’ni yayın programımıza dahil ederken, edebiyatın sessizce iyileştiren, kalbe dokunan gücüne yaslandık. Çocuk dünyasında ölüm ve yas gibi kavramlar, genellikle yetişkinlerin koruma içgüdüsüyle etrafından dolandığı, üstünü örttüğü ya da sessizlikle geçiştirdiği alanlar. Oysa bir çocuğun dünyasında yas, çok katmanlı ve kendine has bir ritimle yaşanır.
Bu romanın acıyı estetize ya da dramatize etmeden, tam aksine hayatın çok insani bir parçası olarak görebilen edebi inceliğine hayran kaldık. Çocukların algı kapasitesinin bu zorlu temayı bir yıkım olarak değil, duygusal bir olgunlaşma alanı olarak deneyimleyebileceğini düşünüyorduk ve nihayetinde bu edebi derinliğe güvendik.
Ben’in Gemisi, aynı zamanda Can Çocuk ekibine katıldığımda yayın kuruluna getirdiğim ilk kitaptı. Kurulda hikâyeyi anlatırken çalışma arkadaşlarımın gözlerindeki hüznü de heyecanı da dünmüş gibi hatırlıyorum. Yayın yönetmenimiz Samiye Öz de heyecanımızı paylaştı ve satış kaygısını önceliklendirmeden bu kitabın arkasında durdu. İyi ki de öyle oldu. Çok satmasa bile bizdeki yeri hep ayrı olacak diye yola çıktığımız Ben’in Gemisi bir süre önce altıncı baskıyı yaptı. Kayıplarla erken yaşta tanışmış biri olarak benim de içimdeki çocuğu iyileştirdi ve biliyorum, çocuk ya da yetişkin fark etmeksizin daha nice okur için de aynı şeyi yaptı.

Bu Kitabı Yasaklayın, edebiyatta sansürü konu alan enfes bir roman, sizin için bir çeşit manifesto anlamı taşıyor mu? Kitap seçimlerinde yayıncının politik duruşunun/dünya görüşünün yeri nedir sizce?
Bu Kitabı Yasaklayın, bizim için bir manifesto anlamı taşıyor, evet ama bağıra çağıra sloganlar atan bir manifesto da değil, Edebiyatın sınır tanımazlığına, düşünce özgürlüğüne bir övgü. Sayfalara sızmaya çalışan –bazen sızmasına engel olamadığımız– otosansüre karşı, kelimelerin özgürlüğünü savunmanın bir yolu.
Nihayetinde yayıncılık, insana ve dünyaya nereden baktığımızla çok ilgili; tamamen tarafsız yapılması mümkün değil. Kitap seçimlerimiz de bir anlamda dünyaya bıraktığımız birer iz… Biz de seçtiğimiz kitaplarla çok sesliliği, ifade özgürlüğünü ve dayanışmanın güzelliğini savunmaya devam edeceğiz. En zor zamanlarda bile, ifade özgürlüğünün ve edebi çeşitliliğin korunduğu bir iklimi beslemek okurlara karşı sorumluluğumuz.
Kurt adlı romanda da zorbalık çok katmanlı olarak ele alınıyor ama zorbalık teması başka bir zorluk da içeriyor sanki, klişeleşmeden kaçınma zorluğu. Kurt iyi bir roman olarak, sizce bu zorluğu nasıl aşıyor?
Çocuk edebiyatında akran zorbalığı gibi konular ele alınırken en sık düşülen tuzak, karakterleri "büsbütün iyi" ve "katıksız, saf kötü" olarak ikiye ayırmak. Bu siyah-beyaz dünya tasviri, metni edebi bir eser olmaktan çıkarıp ucuz bir ahlak dersine dönüştüyor. Kurt, didaktizm tuzağına düşmüyor, akran zorbalığını sosyolojik ve psikolojik boyutlarıyla ele alarak bu zorluğu aşıyor. Cevapları insan psikolojisinin o karmaşık ve gri alanlarında aradığı için çok değerli ve özgün bir roman. Zorbalığı sadece bireysel bir hırçınlık olarak değil, karakterlerin kendi içsel kırılganlıkları, korkuları ve çevreleriyle kurdukları ilişkiler üzerinden, çok boyutlu olarak masaya yatırıyor. Klişeleri aşmasını sağlayan da bu dürüst ve incelikli gözlem gücü.
Kurgu, çocuk okuyucuya gerçek hayatta karşılaşmaktan kaçınabileceği ya da karşılaştığında ne yapacağını bilmediği konuları deneyimleme imkânı sunuyor. Bir yayıncı olarak bu "güvenli mesafe" etkisi hakkında neler söylersiniz?
Bahsettiğiniz "güvenli mesafe" etkisi, kurmaca dünyanın çocuğa sunduğu en büyük armağanlardan biri, bana kalırsa. Kurmaca, çocuk için korunaklı, sınırları net çizilmiş bir deneyim odası gibi... Gerçek hayatta karşılaştığında afallayabileceği ya da ağırlığı altında ezilebileceği büyük krizlerle —akran zorbalığıyla, haksızlıklarla ya da kayıplarla— önce bir kitabın güvenli sayfalarında karşılaşan çocuk, o hikâyenin içinde kahramanla beraber yürürken, canı yandığında, sıkıldığında ya da yorulduğunda kitabın kapağını kapatıp kendi güvenli dünyasına dönebileceğini bilir. Bu mesafe, ona gerçeği kendi hızıyla sindirme ve anlama şansı tanır.
Yayıncı olarak bizim rolümüz, bu mesafenin şefkatli sınırlarını korurken, o sınırların ardındaki anlatının sahiciliğinden ve edebi niteliğinden ödün vermemek.
Zor Konular Kitap Kulübü'nde Bu Kitabı Yasaklayın'ı ve Ben'in Gemisi'ni okurken bizi en çok etkileyen şeylerden biri de, ele aldıkları konuların karanlığına rağmen umut içermeleriydi. Sizin bu iki kitabı yayın programınıza alırken, seçiminize etki eden en önemli unsurlar neydi?
Bu metinlerde umudun izlerini yakalamanız ne kadar değerli. Aslında sık sık tekrar ettiğim gibi, önceliğimiz, hayatın can yakan gerçeklerini merkezine alan bu tür kitaplar seçerken çocukları çaresizlik ve umutsuzluğa sürüklememek. Gerek Ben’in Gemisi’ndeki kardeş/evlat kaybı ve yas süreci, gerekse Bu Kitabı Yasaklayın’daki sansür atmosferi ilk bakışta hayli karanlık görünen temalar. Gelgelelim her iki kitabı da Can Çocuk listesinde vazgeçilmez kılan, sizin de Zor Konular Kitap Kulübü’nde yakaladığınız şey: Karanlığın içinden filizlenen umut. Burada umudun da toz pembe bir umut olmadığını fark etmişsinizdir mutlaka; iki kitapta da umut emekle, bir mücadelenin sonunda filizleniyor. Ben’in Gemisi’nde ailenin acısı mucizevi biçimde yok olmuyor ama, acıyla birlikte yaşamayı öğrenip şefkatli anılara sığınarak birlikte iyileşmenin bir yolunu buluyorlar. Bu Kitabı Yasaklayın’da ise baskı karşısında sinmeyen, kitapların gücüne inanan çocuklar dayanışma ruhuyla kendi seslerini bulma cesaretini gösteriyorlar.
Bu kitapları seçmemizde etkili olan en önemli unsur, zor konuları ele almalarına rağmen aynı zamanda o zorluklarla baş edebilecek bir içsel direnç kazandırmaya çalışmalarıydı.
Zor Konular Kitap Kulübü listemizde olmasa da, Aveline Jones serisi de çocuk edebiyatı atölyelerimizde severek okuduğumuz, iştahla konuştuğumuz bir seri. Korku edebiyatı, çocuk okurun zor konularla yüzleşmesinde belki de en eski ve en meşru yol. Can Çocuk olarak korku edebiyatını listede taşımak nasıl bir karar? Çocuğu korkutmak ile çocuğa korkuyu güvenle deneyimlettirmek arasındaki ince çizgiyi nerede çiziyorsunuz?
Bunu duymak çok güzel! Korku, gizem ve gerilim türleri, çocukların o bitmek bilmeyen keşfetme arzusunu müthiş ölçüde besliyor aslında. Yayın listemizde korku edebiyatına yer vermek, çocukların iç dünyasındaki tüm duygulara alan açma kararımızın bir parçası. Genellikle yetişkin dünyası, çocukları olumsuz ya da zorlayıcı duygulardan koruma refleksiyle hareket eder, oysa korku, en az neşe, öfke ya da merak kadar insani bir duygu ve büyümenin de bir parçası… Çocuklar bilinmeyenden korkabilirler. Aslolan bu duyguyu yok saymak değil, edebiyat aracılığıyla onunla yüzleşmelerini sağlamak.
Burada, yukarıda konuştuğumuz "güvenli mesafe" etkisi yeniden devreye giriyor. Korku edebiyatı, çocuğun kendi içsel korkularını kurmaca bir nesneye (mesela Aveline'in hayaletlerine) yansıtmasına imkân tanır. Çocuk, kitabın kapağını kapattığı an, hayaletlerin sayfaların arasında kalacağını bilmenin rahatlığıyla kendi cesaretini ve sorun çözme becerisini sınar.
Çocuğu, çaresiz bırakmadan, dehşete düşürmeden korkularıyla yüzleşme cesaretini veren iyi metinlerle buluşturmak asıl niyetimiz. Aveline Jones dizisinin alametifarikası da bu: Çocuğu tekinsiz bir dünyada tamamen savunmasız, yapayalnız bırakmıyor. Aveline’in teyzesi, annesi, ya da arkadaşı Harold hep yakınlarında, güvenli bir mesafede. Aveline korkuya teslim olmak yerine korkunun üstüne merakla, araştırarak, kitapçıların tozlu raflarına dalarak ve aklını kullanarak gidiyor. Çocuklar da Aveline’den ilhamla, korkulan şeyin üzerine gitme cesaretini deneyimliyor. Ve tabii korku unsurları çocuğu dehşete düşürecek, travmatize edecek şekilde değil, uygun bir dille ve görsellerle veriliyor. Merak, korkunun hep bir adım önünde.
Nihayetinde, korku edebiyatının nitelikli eserleri, çocuğu kör kuyularda merdivensiz bırakmak yerine korkuyu güvenle deneyimlemesine alan açarak çocuğun sınırlarını genişletiyor ve zihnini açıyor.
Can Çocuk listesinden, Zor Konular Kitap Kulübü'nde okumamızı önereceğiniz bir kitap var mı?
Henüz okumadıysanız Kuklacının Evi’ni hararetle öneririm. İsveçli, bol ödüllü yazar Marten Sanden’in kısa bir süre önce yayımladığımız bu eserini en az Aveline Jones dizisi kadar iştahla okuyacağınızdan eminim. Kuklacının Evi gerilim/gizem türünün çok iyi bir örneği, insanı kendi karanlığıyla yüzleştirirken iyileştiren cinsten!
İkinci önerim, ülkemizde Çözüm Bakanlığı’yla tanınıp çok sevilen, geçen yılın sonunda İstanbul Kitap Fuarı’nda ağırladığımız Hollandalı yazar Sanne Rooseboom’un Mot ve Metal Balıkçıları adlı romanı. Ekseninde kırılgan bir anne-kız hikâyesi olan Mot ve Metal Balıkçıları, şehrin zor semtlerinde büyümek, mutenalaşma, dostluk ve dayanışma üzerine eşsiz ve “paslı” bir hazine.
Zor Konular Kitap Kulübü’nde Kanki’yi ve Luna’yı okudunuz sanırım, öyleyse ben de son olarak Pieter Koolwijk’in Bir Çanta Dolusu Sır adlı yeni kitabını bu sonbaharda yayımlayacağımızın müjdesini vereyim.


