top of page

Yarın Ne Yapacaksın?

Didem Ayav

#çocuktayfayaöykü

Çantamın yan cebinde hâlâ eski okulumun etiketi duruyordu. Sökmeye üşenmiştim. Belki de sökmek istememiştim. Yeni okulun koridoru sabah kalabalığıyla doluydu. Aklımda aynı cümleler dönüp duruyordu.

Acaba arkadaş edinebilecek miyim? Beni severler mi? Umarım yine tek başıma kalmam.


Eski okulumda ilk hafta kimse benimle aynı sıraya oturmamıştı. O yüzden bu sabah kalbim normalde olduğundan biraz daha hızlı atıyordu. Sınıfa sessizce girdim. Tam sırama oturacaktım ki kıvırcık saçlı bir kız yolumu kesti. Kulağının arkasına bir kurşun kalem sıkıştırmıştı. Kalem bile benden rahat duruyordu.

Gözlerimin içine baktı. Gülümsedi. Sonra fısıldadı:

— Sen beni dün gördün... Bugün de takip ettin... Yarın ne yapacaksın?


Şaşkınlıktan gözlerimi kırpıştırdım.

— Ben mi?


Ama o çoktan arkadaşlarının yanına koşmuştu. Bütün gün dediklerini düşündüm.

Ben onu dün görmedim ki. Yoksa gördüm de hatırlamıyor muyum? Ders boyunca aklım başka yerdeydi.


Zil çalınca bahçeye çıktım. Kız salıncaktaydı. En yüksek noktada, rüzgârın içinden bana baktı ve elini salladı.

Ertesi sabah okula girer girmez kıvırcık saçlarını ararken buldum kendimi. Neden onu arıyorum ki? diye söylendim içimden.


Tam o sırada yanımdan geçti.

— Demek bugün de beni takip ediyorsun.


Yanaklarım kıpkırmızı oldu.

— Takip etmiyorum!

— Öyle mi?

Omuz silkti.

— O zaman neden yine karşıma çıktın?

Gülerek uzaklaştı.


Koridora çıktım; oradaydı. Bahçeye indim; salıncağın yanındaydı. Dolabımdan matematik kitabımı aldım, dolabımın kapağını kapattım; tam karşımda duruyordu. Bu kızın okulda gizli bir haritası mı vardı? Nereye gitsem karşıma çıkıyordu.


Perşembe günü bir şey denemeye karar verdim. Zil çalmadan önce izin isteyip koridora çıktım. Bahçeye indim, salıncakların yanına gittim ve bekledim. Bir süre sonra geldi. Bu kez ben zaten oradaydım.

— Bu sefer ben buradaydım, dedim.


Bir an durdu. İlk kez söyleyecek söz bulamamış gibiydi. Sonunda gülümsedi.

— Fena... Hiç fena değil.


Cuma günü kütüphaneye sığındım. Burada beni bulamaz, diye düşündüm. Burada kimse konuşamaz zaten.

En arkadaki rafın önünde durdum. Parmağımı kitapların sırtında gezdirdim. Tam birini çekecektim ki rafta eksik olan bir kitabın bıraktığı boşluktan iki göz bana baktı.

— Yakaladım.


Öyle korktum ki kitap elimden düştü.

— Sen ne zaman...

— Şşşt. Burası kütüphane.

Fısıldıyordu ama gözleri gülüyordu.

Rafa doğru eğildim.

— Sen beni takip ediyorsun, dedim. Kabul et.

— Ben mi? Ben burada oturuyordum. Sen geldin.

— Rafın arkasında mı oturuyordun?

— Rahat bir yer.


O sırada öğretmen masasının olduğu taraftan bir öksürük duyuldu. İkimiz de sustuk. Birkaç saniye öylece kaldık. Aramızda yalnızca bir sıra kitap vardı. Nefesini duyabiliyordum. Sonra boşluktan bana küçük bir kâğıt uzattı. Üzerinde tek bir kelime yazıyordu. Yarın? Kâğıda baktım. Başımı kaldırdığımda gitmişti.


Pazartesi günü sonunda cesaretimi topladım. Teneffüste yanına gittim.

— Bir şey soracağım.

— Sor.

— İlk gün neden bana öyle dedin?


Çantasından küçücük bir defter çıkardı. İlk sayfayı açtı. Üzerinde şunlar yazıyordu:

Yeni Arkadaş Edinme Planı

●      Gülümse.

●      Merak ettir.

●      Komik bir cümle söyle.

●      Kaç.

●      Doğru zamanı bekle.


Gülmeye başladım.

— Yani hepsi plan mıydı?


Başını salladı.

— Evet.

— İşe yaradı mı?

Bir an düşündüm.

— Sanırım...

Sonra aklıma başka bir soru geldi.

— Ya işe yaramasaydı?

— O zaman başka bir plan yapardım.

— Hiç vazgeçmez miydin?

— Sanmam. Yeni bir okulda ilk günün nasıl hissettirdiğini biliyorum.

Şaşkınlıkla yüzüne baktım.

— Sen de mi?

Defteri kapattı.

— Ben de bu okula sonradan geldim. İlk haftamda her gün, her teneffüs kütüphaneye gittim. En arkadaki rafın arkasına oturuyordum. Kimse yanına oturmayınca kitap okuyormuş gibi yapmak kolay oluyor.

Bir an hiçbir şey söyleyemedim.

— O yüzden mi rahat bir yer?

— O yüzden.

Yere baktım.

— Babamın işi yüzünden. Üç yılda üç okul değiştirdim.

— Biliyorum.

Başımı kaldırdım.

— Nereden?

— Çantanın yan cebindeki etiketten. Bir haftadır sökmüyorsun.

Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra defteri çantasına koydu.

— Ama bence artık son maddeye geçebiliriz.

— O ne?

Elini bana uzattı.

— Artık gerçekten tanışabiliriz.

Ben de elimi uzattım.

— Ben Deniz.

Gülümsedi.

— Ben de Eylül.

Birlikte bahçeye doğru yürümeye başladık. Bir süre hiçbir şey söylemedik. Sonra bana döndü.

— Bu arada... Yarın ne yapacaksın?

Bu kez hiç düşünmedim.

— Herhâlde... seni arayacağım.

Kahkaha attı.

— İşte bunu duymayı bekliyordum.

Ben de güldüm. Birlikte yürümeye devam ettik.

 

Bu metni arkadaşlarınla paylaş!

bottom of page