
Yeraltına Sürülen Tanrıça: Canavar Çocuk
Ergün Demirsoy
#rüzgaraltıyazı
Sizin hiç birlikteyken başınıza gelen bir olayı bir süre sonra arkadaşınızdan dinlerken “vay be!”' dediğiniz oldu mu? Olayı, onun aklında kalış şekliyle dinlemek, onun dikkat ettiği ayrıntıları görmek bana hep oyun gibi gelmiştir. Hiç fark etmediğiniz bir nokta, onun açısından yaşadığınız tüm olayın özünü oluşturabilir mesela. Hele ki bu kişi iyi bir hikâye anlatıcısıysa, eklediği ufak ayrıntılarla yaşadığınız deneyimi bambaşka bir seviyeye taşıyabilir her yeni anlatımda. Tam burada araya küçük bir itiraf sıkıştırmak istiyorum. Bir gün benim yaşadığım bir olayı kendi başından geçmiş gibi anlatan bir arkadaşıma bile denk geldim! Maalesef kendisi o günü benden daha güzel anlatmıştı.
Edebiyattaki yeniden anlatımlar da bana hep böyle geliyor. Neredeyse doğduğumuz günden beri anlatılan hikâyeler, okuduğumuz masallar, tarih öncesinden beri aktarılagelen mitolojik öyküler bugün hâlâ yeniden anlatılmaya devam ediyor. Kimisi “Kırmızı Başlıklı Kız” masalını kurdun gözünden anlatıyor. Kimi neredeyse tüm masal kahramanlarını bir metropole toplayıp bundan koskoca bir çizgi roman destanı yaratıyor. Kimisi de mitolojiden sevdiği bir karakteri alıp yalnızca onun üzerine bir roman kurguyor. İşte Canavar Çocuk tam olarak bu tarz bir yeniden anlatım.
Felaket Henry serisinin yaratıcısı Francesca Simon, bu kitabında İskandinav mitolojisinden bir karakteri hikâyesinin başkahramanı yapıyor: Hilekâr Tanrı Loki ile dev Angrboda’nın kızı Hel. Ailenin, dünyayı saran yılan Jormungand ve kurt Fenrir’den sonra doğan en küçük üyesi. Doğduğu ilk anda göz kamaştıran güzelliğiyle herkesi büyüleyen, doğum tamamlandığında ise ailesini hayal kırıklığına uğratan bir bebek Hel. Bir tanrıyla bir devin çocuğu olmak başlı başına zor değilmiş gibi, pembe yanaklı, süt beyazı bedeninin altında çürümüş bacaklarla doğan bir ceset bebek kendisi. Yarı tanrıça, yarı dev; yarı insan, yarı ölü Hel.
Bir yılan ve bir kurttan sonra doğan ilk insan olsa da görüntüsü herkesten daha sıra dışı kabul ediliyor genç kızın. Bu yüzden ailesi tarafından dışlanan Hel’in çilesi hane içiyle de sınırlı kalmıyor. Loki’nin birbirinden garip çocuklarını kendisi için bir tehlike olarak gören Baş Tanrı Odin’in onları Asgard’dan uzaklaştırmak istemesiyle Hel’in kaderi şekilleniyor. Tek gözlü tanrı, Loki’nin biricik kızını yeraltı dünyası Niflheim’a sürgüne göndermeye karar veriyor. Böylece savaşlarda kahramanca dövüşerek ölüp Valhalla’ya gidenler Odin’le bal şarabı içerken; hastalık, yaşlılık ya da kaza sonucu ölenler Hel ile birlikte soğuk, kasvetli ve karanlık yeraltı dünyasında çürümeye mahkum kalıyorlar.
Doğduğu andan itibaren; canavar, bozuk kan, ceset diye yaftalanan bir genç kızın; yalnızlık, aile ilişkileri ve kötü kaderiyle başa çıkma hikayesi Canavar Çocuk. Kitap boyunca, İskandinav mitolojisinin kaçınılmaz kıyameti olan Ragnarok’a doğru ilerlerken, Hel’in kendi gücünü ve kimliğini keşfetmesine tanık oluyoruz.
Genellikle kahraman olarak tasvir edilen tanrıların bencil, acımasız ve iki yüzlü hikâyelerini sivri dilli ve alaycı bir tavırla anlatıyor Francesca Simon, Hel’in ağzından. Hikâyenin bittiği yerde ise yeni ve bambaşka bir hikâye başlıyor. Keşke yazarın genç yetişkinler için kaleme aldığı diğer kitapları da Türkçeye çevrilse ve biz okurlar bu döngünün içerisinde daha çok kaybolsak!
Canavar Çocuk
Francesca Simon
Çeviren: Dılşa Ritsa Eşli
Güldünya Yayınları
