
Açık Kapı
Nazlı Namlı
#yetişkintayfayaöykü
‘En iyisi kapını kilitle,
Yoksa senin için gelir
Gece yarısı geçince’
Minik beyaz kağıdı açıp falını okurken ağzına attığı sakızı ağır ağır çiğneyerek yumuşatmaya çalıştı. Aşk, evlilik, üç vakit, beş vakit falları her zaman alışılagelmiş manilerdi de bu sefer paralel evrenden mesaj gelmişti adeta. Fala inanacak ya da üstüne kafa yoracak biri hiç değildi ama işte bir şeyler dürttü sanki Yıldız’ı, başladı anlam çıkarmaya. Kapı dediği, evin kapısı, apartmanın kapısı, iş yerinin kapısı yok yok hayatın sunduğu mucizevi kapılar ya da araba kapısı mıydı acaba? Onun için kim gelecekti? Dairelerinin zillerine basıp basıp kaçtığı yan apartman komşuları, ücreti ödemeden indiği otobüs şoförü ya da kalbini birazcık yanlışlıkla kırdığı eski aşkları mı?
“Kim gelecek kardeşim!” tribinin ardından bir nefes aldı.
“Bir dakika ya olumlu düşünelim olumlu olsun,” diyerek saçlarını savurdu. İnsan ne düşünürse o gelirdi karşısına elbette. Falını birkaç kez tekrar okudu. Okunuşu da hoşuna gitmişti. Akıyordu kelimeler, şarkı gibi. Olumsuz düşüncelerini bıraktı hemen. Sakızdan bir balon patlatıp yoluna devam etti. Farkında olmadan beste yapmıştı fala. Mırıldana mırıldana evine kadar geldi.
“Güzel, apartman kapısı açık. Anahtarla uğraşmama gerek yok.” Birkaç merdiven çıkıp asansörün önüne geldi. “Asansör de katta.” Butona basıp dairesinin katında indi. Buraya kadar zaman kazanma konusunda şansı yaver gitse de son noktada bu farklı bir konuya dönüşüyordu. Çünkü evinin kapısı da açıktı. Bir an ürperdi tabii. Dikkatlice evi gezmeye başladı. Her şey yerli yerinde duruyordu, fırından yeni çıkmış kek hariç. Ailesiyle aynı şehirde yaşamıyordu. Anahtar verdiği bir arkadaşı da yoktu. En önemlisi de, ne olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu! Emin olduğu tek şey kapıyı kapatıp çıktığıydı. Kilitleme huyu yoktu ama sorun bu da değildi. Çünkü eve girenin hırsız olmadığı belliydi…
“Eee, o zaman?”
Hayatta hiçbir şey gizli kalmaz, elbet açığa çıkardı. Herkesin hayatında en az bir kez kurduğu bu cümleyi o da ilk kez kekten bir dilim keserken kurdu. Havuçlu, tarçınlı kek, bayılırdı. Ama şekeri biraz az olmuştu. Yine de ikinci dilimi de kesti. Filtre kahvesini koyup salona geçti.
Yaşadığı tuhaflıkları biraz da olsa unutabilmek için bir film açtı. İzlerken uyuyakaldı. Gözünü açtığında hava epey kararmıştı. İlk başta nerede olduğunu anlayamadı. Tam olarak hatırlayamadığı, çok karışık rüyalar görmüştü. Telefonuna uzanıp saatine baktı. Gece yarısını geçmişti. Lambadere uzanıp ışığı açtı.
“Ay!” yerinden çığlıkla ayağa kalktı. Rüyada mıydı, uyanık mıydı ya da hangi gündü hiçbir fikri olmadığı gibi karşısındakinin kim olduğunu da bilmiyordu. Sadece verdiği ilk izlenim tehlikesiz olduğuydu. Nedense korkmadı ama güvenmeli miydi?
“Keki beğendin sanırım, iki dilim yemişsin,” dedi, sesi olgundu.
“Evet, sadece şekeri biraz azdı ama eline sağlık.”
“Artık az şekerli yiyorum… Biraz daha vaktim olsa evi de toparlayacaktım aslında...”
“Evde böyle rahatım ben, aradığım her şeyi de buluyorum,” dedi Yıldız.
“Ben de hâlâ dağınığım ve ben de aradığım her şeyimi bulabiliyorum ama artık birinin beni o şekilde görmesinden biraz utanıyorum.”
“Benim çok da umurumda değil şu an. Bu arada doğrudan sohbete girdiniz hatta evime girdiniz. Nasıl girdiniz? Kusura bakmayın da evimde ne arıyorsunuz? Evime gelip kek yapmanız ya da ne bileyim hiçbir şey yokmuş gibi gelip oturmanız karşımda. Tamam, ben de sohbete girdim sizinle de…” cümleleri devam ettirmekte zorlandı. Korkmuyordu ama tedirgindi. Sinsice sohbetin içine çekildiğini düşündü. İzinsiz evine giren birine de bu kadar normal davranmaya devam edemezdi tabii ki! Uyku sersemliğiyle nasıl davranacağını bilemedi.
“Doğrudan sohbete girdim çünkü artık zaman kaybetmeyi sevmiyorum. Zamanın değerini daha iyi anladığımı düşünüyorum.”
Hazırcevaplığı ve netliği Yıldız’ı yoracaktı anlaşılan. Yıldız’ın bulunduğu ortamda kim üste çıkabilirdi! Ne diyeceğini bilemeden ev sahipliğinin arkasına sığınarak birkaç cümle kurdu. “Kahve yapmıştım, içer misin?” Az önce hesap sorarken, neden yumuşadığını kendi de anlamadı.
“Gördüm mutfakta, teşekkürler. Bir şey içmiyorum bu saatlerde. Bir de Türk kahvesi içiyorum sadece. Daha sağlıklı diyorlar.”
Yıldız tekrar konuya dönmek istedi. “Peki, sorularıma cevap vermedin. Kapı kapalıyken nasıl girdin? Hadi girdin, girdin de çıkarken neden kapıyı açık bıraktın? Ya hırsız girseydi? Şimdi nasıl geldin tekrar? Ya da sen hırsız mısın?”
“Benim gelmek için kapılara ihtiyacım yok. Kapıyı bilerek açık bıraktım. Güçlü, gürültülü ve isyankâr görüntünün altındaki korkuların azalmaya başladı mı görmek istedim. Kapılarla işim yok artık evet, ama kapıyı kilitlemediğin iyi oldu, çünkü ben hhâlâ kilitli yerlerden korkuyorum.” Konuşurken Yıldız’ın gözlerinin içine bakıyordu. Yıldız, onu dinlerken kendini görüyormuş gibi hissediyordu, sanki sesi bile benziyordu ama başkasıydı. Ne demek filtre kahve içmemek! Tüm dalgınlıklarından arınarak ilk başta sorması gereken soruyu sordu: “Sen kimsin?”
“Senim,” dedi gülümseyerek. “Bence o kadar da değişmedim.”
“Yani tip olarak benziyoruz aslında.” Yıldız da ne diyeceğini bilemedi.
“10 yıl sonraki halinim işte, ne kadar değişebilirdim ki. Ama kendimde bir olgunluk hissediyorum. Düşüncelerim, hayata bakış açım evrildi.”
“Sana nasıl inanabilirim?” Yıldız açıklayamayacağı bir şekilde inanmıştı aslında. Sadece bir kanıt istedi, kendini rahatlatmak için.
“Kulağına bir şey söyleyeceğim, bana inanacaksın.”
“Başka biri daha mı var burada, kapılara ihtiyacı olmayan?” Yıldız etrafına bir bakındı, yeni bir senaryoya da açıktı kapısı.
Gülümsedi. “Yok hayır. Sadece bu konuda o kadar tedirginsin ki günlüğüne bile yazmıyorsun biri görür diye. Anksiyetenin sen de farkındasın,” diyerek Yıldız’ın kulağına yanaştı. Yıldız umursamazmış gibi görünse de meraklıydı ve duyduklarına inanamadı.
“Sen, bensin,” diyebildi şaşkınlıkla.
“Neden ilk gördüğünde anlamadın? Çok mu değişmişim? Dur bir kendime bakayım.” Etrafa bakınıp kitaplığın yanındaki boy aynasına yöneldi Yıldız’ın 10 yıl sonraki hali. Üstüne başına bakıp, “Aslında ben de seni çağırabilirmişim. 10 yıl önceki halim gelip benimle bir konuşsa diye.” Kahkaha attı.
Yıldız ileride daha konuşkan ve güleç olacağını gördü. O an o kadar sevimli gelmedi. Konuşulanlara daldığı için asıl merak ettiği şeylerden kopuyordu ara ara. Biraz daha açıklama istedi: “Gelecekten mi geldin? Ne oluyor?”
“Sen çağırdın beni işte!” Aynadan ayrılıp koltuğa oturdu tekrar. “Son zamanlarda sürekli sonraki yıllarını düşünüyorsun. İş planları yapıyorsun, ailenle iletişimini gözden geçiriyorsun, bazen arkadaşlarınla daha çok kavga ediyorsun ve hepsinin sonunda ne olacağını merak ediyorsun. Gelecek diye bir şey yok. Her şey zihninde, şu anda. İnandığın her şeyi yaşayabilirsin.”
“Falımda sen mi çıktın yani?” Yıldız hangi noktaya değineceğini şaşırdı.
“Evet, sen çıktın yani,” diye cevap verdi gülerek. Yıldız yaş aldıkça daha çok kahkaha atan bir kadın olmaya şu an hazır değildi. Şimdi daha cooldu sanki.
“Ben fala inanmıyorum ki!”
“Artık inanıyorsun.”
Evet, inanıyordu. İçten içe o da kabul etti. Yıldız, farkında olmadan derin bir sohbetin içinde buldu kendini. İş hayatı, aile, aşk, arkadaşlar derken bazı konularda hemfikir oldukları, bazılarında ise keskin çizgilerle ayrıldıkları muhabbet çok keyifliydi. Bitsin istemedi.
“Tekrar gelecek misin?”
“Bunun cevabı sende.”
“Gel!”
“Kendini biraz daha rahat, içinde yaşadıklarını dışarıya çok da filtrelemeden yansıtmış görmek seni rahatlattı değil mi? Zamanla kendi yolunu kendi tarzına göre çizmen gerektiğini özümseyeceksin.”
“Belki.”
“Bak ihtimallere açık kapı bırakmaya başladı. Güzel.”
Yıldız yüzünü biraz kırışmış buldu ama kendini üzmek için bir şey söylemedi. Bunu daha sonra kendine itiraf edecekti. Giyimi de sanki pek iyi değildi.
“Şimdi gidiyorum,” diyerek ayağa kalktı Yıldız’ın 10 yıl sonraki hali. “Bu arada çevrendeki insanları değiştirmeye çalışma. Kendi özüne odaklan sadece, kendini geliştir. Onlar sen değilsin, bırak kendi yollarını kendileri çizsin.”
“Tamam.”
“Bir de, biraz daha güzel giyinir misin?”
Bu biraz kalp kırıcı olmuştu. Yıldız da kurabilirdi bu cümleyi ama sonraya saklamıştı. Kendisini eleştirmeyi ertelememeli miydi?
Gitti. Aniden kayboldu. Yıldız odada tekrar yalnızdı. Sabah olmak üzereydi. Battaniyeyi başına kadar çekti. Uyudu.
