
Alfonso
Pınar Büyükgüral
#çocuktayfayaöykü
Bizim için mutluluk bir yara bandıydı. Günlerdir dökülen gözyaşlarını, atılan çığlıkları ve kalp çarpıntılarını kahramanca sarıp sarmalayan bir yara bandı. Anlatmaya en başından başlamalıyım.
Kardeşim Ela, geçen gün renkli kağıtlarla süslediği bir karton bardağın içine koyduğu haşlanmış bir yumurtayla eve geldi. Bardağı büyük bir özenle masanın üzerine koydu. Bunun, okullarında yürütülen “Yumurtam Çatlamasın Sorumluluk Projesi” için olduğunu söyledi. Bir hafta boyunca yanlarında taşıyacakları haşlanmış yumurtaları, kabuklarını kırmadan teslim ederlerse “Başarı Sertifikası” alacaklarmış. Bizimki yumurtasına isim bile koydu: Alfonso.
Alfonso hayatımıza çok hızlı bir şekilde girdi. Akşam yemek yiyorduk masanın baş köşesinde, film izliyorduk koltuğun tepesinde... Babam bile havaya girmişti, etrafta göremeyince “Alfonso nerede?” diye soruyordu. Alfonso’nun başına bir iş gelmeden teslim edilmesi ve o başarı sertifikasının alınması ailemizin tek amacı olmuştu. Ama ne yazık ki mutfaktan gelen o ses, sonun başlangıcı oldu.
“PAT!”
Ve ardından bir çığlık.
“Alfonso öldüüüüüüüüüüüüüüüü... böhüüüüüüüüü!”
Ela, elinde yassılaşmış Alfonso ile salona koşunca, annemin yüreği dayanır mı!
“Dur kızım, sakin ol; hallederiz, ağlama.”
Tam bunun bir sorumluluk projesi olduğunu, kardeşimin de bunu başaramadığını söyleyecektim ki annem, Ela’nın gözyaşları arasında cezveye bir yumurta koyup on dakika içinde ikinci Alfonso’yu hazırladı.
“Daha bir günlüktü,” diyerek gözyaşlarını silen kardeşim, birinci Alfonso’ya salonumuzdaki büyük saksıda hüzünlü bir cenaze töreni düzenledi. Yakamıza, Ela’nın çizdiği Alfonso resimlerini iğneledik.
Törenden sonra ikinci Alfonso, babamın ultra güvenlik sistemi geliştirdiği hava yastıklı karton bardakta yerini aldı. Artık hepimiz Ela’nın suç ortaklarıydık. Sorumluluk konusunda sıkıntımız yoktu; birinci ya da ikinci, ne fark ederdi? Önemli olan Alfonso’yu sağlam tutmaktı.
Ela uyumadan önce ikinci Alfonso’yu gece lambasının altına koydu. Ona, “Alice Harikalar Diyarında” kitabından Humpty Dumpty’li bölümü okudu.
Sabah uyandığımızda onu sağlam bir şekilde karton bardağında bulmak hepimizi mutlu etti. Kahvaltı sofrasına oturduğumuzda Ela, ikinci Alfonso’yu salonda bıraktı. Omlet yediğimizi görmek onun moralini bozabilirmiş!
Okula gitmek üzere evden çıktığımızda rüzgarlı hava bizi kucakladı. Ela, bir yandan çantasını tutuyor, diğer yandan ikinci Alfonso'nun içinde durduğu karton bardağı düşürmemeye çalışıyordu. Yol boyunca kazasız belasız okula ulaşmak için büyük çaba gösterdik. Marketin önünden geçerken Ela, ikinci Alfonso’ya okulda canı sıkılmasın diye sürpriz yumurta almak istedi. Ona saçmalamamasını söyledim. O sırada yanımızdan sınıf arkadaşı, ahşaptan yapılmış oyuncak bebek evinin içine koyduğu yumurtasıyla geçti. Bizim Alfonso’muz, karton bardağı içinde çok zavallı görünüyordu. Bundan babama bahsetmeliydim belki biz de özel bir şeyler tasarlayabilirdik.
Olaysız geçen günün akşamında, hepimizin üzerinde tüm sorumluluklarımızı yerine getirmiş olmanın tatlı yorgunluğu vardı. Her geçen gün, “Başarı Sertifikası”na bir adım daha yaklaşıyorduk. Güzel bir uykuyu hak etmiştik. Ela, uyumadan önce ballı süt hazırlamak üzere mutfağa gitti. Ve ardından hiç duymak istemediğimiz o ses geldi.
“PAT!”
Devamında çığlıklar ve gözyaşı.
Cenaze töreni için bu sefer annemin balkondaki domates saksısını seçtik. Ela’nın ikinci Alfonso için yazdığı şiiri dinledik. Babam, yumurta kabuğunun bitkilerin köklerini güçlendiren doğal bir gübre olduğunu söylediğinde Ela’nın gözyaşları iki kat arttı. Bu sırada annem üçüncü Alfonso’yu çoktan hazırlamıştı. Tam bize doğru geliyordu ki ayağı halıya takıldı.
“PAT!”
Gitgide sinirlerimiz bozulmaya başlamıştı. Üçüncü Alfonso’yla duygusal bağ kurma fırsatını bulamadığımız için onu sıcağı sıcağına babamın yemesine ses çıkarmadık. Zaten seri üretim konusunda uzmanlaşmış olan annem dördüncü Alfonso’yu on dakika içinde Ela’ya teslim etti.
Aklıma sabah gördüğümüz ahşap bebek evindeki yumurta gelince babama, “Karton bardağa koymak yerine daha farklı bir tasarım yapsak mı?” diye sordum.
“Sabah bakarız,” dedi babam. “Geç oldu, haydi yataklara.”
Ela uyumadan önce dördüncü Alfonso’yu gece lambasının altına koydu. Ona, “Altın Yumurtlayan Kaz” masalını okudu.
Artık sabahları uyandığımızda, ilk işimiz Ela’nın odasına gidip Alfonso kontrolü yapmak oluyordu. Önümüzde hâlâ üç gün vardı. Babam erkenden uyanmış, evdeki karton kutulardan uzay gemisine benzeyen bir araç yapmıştı. Annem, alışveriş listesine bir koli yumurta daha eklemişti. Ben de Ela okula giderken yanında koruması olarak eşlik ediyordum. Kendimizi bu sorumluluk projesine adamıştık.
Dördüncü Alfonso’yu babamın tasarladığı uzay aracına bindirdiğimizde, yüzümüzde oluşan o gururlu ifade, yanlışlıkla aracı elimden düşürdüğümde yerini büyük bir sessizliğe bıraktı.
Araç sağlam görünüyordu ama biz donakalmıştık, içine bakmaya korkuyorduk.
Ela, cesaretini toplayıp uzay aracını yerden aldı ve içinden dördüncü Alfonso’yu çıkardı. Babamın tasarımı, onun bu kazayı minik bir çatlakla atlatmasını sağlamıştı. Ela bu çatlak olayına üzülmüştü ama dördüncü Alfonso’yu da sırf sertifika almak için gömmek istemiyordu.
Ona, “Üzülme,” dedim. “Çaresi var.”
Odamdan renkli yara bantları getirdim.
“Haydi, istediğin rengi seç, çatlağının üzerine yapıştıralım,” dedim.
Bu fikir Ela’nın hoşuna gitti. Turuncu yara bandını seçti.
Sorumluluk sahibi olmak demek onu koruyup önemsemek ve olduğu gibi kabullenmek demekti.
Dördüncü Alfonso’yu seviyordu. Turuncu yara bandı ona çok yakışmıştı.
Geri kalan üç gün okula mutlulukla gidip geldik.
Öğretmeni Ela’ya “Başarı Sertifikası” almaya hak kazandığını söylediğinde ailecek sevinçten havalara uçtuk. Tören, hafta sonu dev çınarın olduğu parkta yapılacaktı.
Proje sona erince tüm yumurtalar sergilenmek üzere toplanmıştı. Ela bu nedenle çok üzgündü. Alfonso’dan ayrılmak bir yapbozun son parçasını kaybetmek gibi kalbinde küçük ama sonsuz bir boşluk yaratmıştı. Çevresindeki her şey ona Alfonso’yu anımsatıyordu.
Kahvaltıda annemin haşladığı yumurtayı burnuma sokup, “Bak, ne güzel, Alfonso gibi kokuyor,” dediğinde, “Abartmayı amma da çok seviyorsun,” dedim.
Bu konuda kime çektiğini bilmiyorum ama bazen ipin ucunu gerçekten çok kaçırıyor!
