
Dünyanın En Güzel Salıncağı
Işınsu Ermiş Kobal
#çocuktayfayaöykü
Çocuk darağacının altına oturdu ve havanın kararmasını bekledi. Burada gün, kızıl gelincik tarlaları gibi, dağların arkasından narince batardı. Tam da bu mevsim, yani sonbahar geldiğinde, göçmen kuşlar telaşlı çığlıklarla göğü yararak sıcak ülkelere göç ederdi.
Fabian, dikkatlice etrafına baktı. Betona çarpan kızıl gün batımının yerini akşam laciverdi almıştı. Bahçeye bu saatlerde kimse gelmezdi ya, yine de dikkatli olmak lazımdı. Annesi etrafta görünmediğine göre, onlarca duşun olduğu banyoyu temizliyordu. Fabian, ne zaman bu odaya girse köpük savaşı yapıp eğlendiklerini hayal ediyordu ama evdeki banyoda yalnızca tek duş başlığı vardı. Bir gün Fabian, banyoya iş yerindeki gibi birkaç duş başlığı koymayı önerdiğinde annesi kaşlarını o güne kadar çatmadığı kadar çatarak, “ Bunu hiçbir yerde söyleme sakın!” demişti. Oysaki anneler suyu severdi. Pazar günleri çocuklarını çitileye çitileye yıkarlardı. Birkaç duşlu ev neden hoşlarına gitmiyordu ki?
Fabian “Anne,” diye seslendi. Sesi boş duvarlara çarpıp, bahçe içinde şöyle bir dolaşıp Fabian’a geri döndü. Artık annesinin banyoda ya da başka uzak bir odada temizlik yaptığına emindi. Darağacının urganını hızlıca kendine çekti. Urgan sıradan bir ipe dönüşüp, ölü bir yılan gibi önüne yığıldı. Bir düğüm attı, uzak köylerdeki balıkçılar gibi. Sonra bir düğüm daha. Darağacının etrafında iki kez döndü ve son düğümünü attı. İşte, hareketsiz duran urgan birkaç hamleyle muhteşem bir salıncağa dönüşmüştü. Sabah annesinin çantasına hızlıca attığı özensiz sandvici alıp salıncağa oturdu. “İyi ki kendime özel bir salıncağım var,” diye düşündü. “Parkta sıra bir türlü gelmiyor, çocuklar birbirini sürekli ittiriyor. Ayrıca parktaki salıncağın zinciri o kadar kısa ki!”
Oysa kendi yaptığı öyle miydi? Sanki göklere ulaşabilirdi insan bu salıncakla!
Fabian sallandıkça sallandı. Sallandıkça göklere ulaştığını, bulutların üstünde zıpladığını, yıldızlarla dans ettiğini hayal etti. Güzel bir rüyadaydı sanki, dünyanın en güzel salıncağında geçen bir rüyada.
Fabian koskoca gökyüzünü gezerken karanlıktan gelen bir gölge hemen arkasında belirdi.
“Allah’ın cezası! Yine mi oynadın darağacıyla! Kaç defa dedim dokunmayacaksın diye, kızıyor müdür. Ne var köşedeki parka gitsen inatçı velet. Yürü çabuk, çıkıyoruz. Bitti işim.”
Fabian sadece yakalanmanın verebileceği umursamaz bir hafiflikle salıncaktan atladı. Yakalanmasa iyiydi de yakalanmıştı işte. Gökyüzünde olmak belki de böyle bir şeydi. İndiriverirlerdi insanı aşağı.
Annesi oğluna kıza kıza düğümleri açtı, darağacının etrafında iki tur döndü ve urganı eski, sıradan haline döndürdü. Bunları yaparken sadece salıncak için değil, Fabian’ın yapmadığı ödevler, yerine getirmediği sorumluluklar, günlük problemleri için de dert yandı.
Salıncaklı bahçeden çıkış kapısına kadar hızlıca yürüdüler. Fabian gökyüzünü, annesi ise yapması gereken ev işlerini düşünüyordu.
“Anne yukarı baksana, bu ne kuşu?” diye sordu Fabian. Annesi bu kuşu fark etse belki günü güzelleşir, akşamın benzersiz alacakaranlığında, hızlıca eve gitmek yerine anın keyfini çıkartabilirdi.
Annesi gökyüzüne bakmadan cevap verdi. “Annesini dinlemeyen yaramaz aylak kuşu! Önüne bak şimdi, düşeceksin. Çabuk, çabuk! Bak, otobüsü kaçıracağız. Şu çirkin yerde bir dakika daha kalmak istemiyorum. Zaten darağacını düzelteceğiz diye yeterince vakit kaybettik,” dedi.
Fabian son kez arkasına baktı. Büyük çıkış kapısının üzerinde “Arbeit macht frei” yazıyordu.
*Arbeit macht frei, “çalışmak özgürleştirir anlamına gelen Almanca bir deyiştir. Bu deyiş birçok Nazi toplama kampının girişinde yer almasıyla ünlenmiştir.”
