top of page

Gençlerin Susturulan Sorularına Yer Açan Bir Yayınevi: ON8 Kitap

Aslı Tohumcu

#rüzgaraltısöyleşi

Karadankaçan Akademi'de, zor temaları edebiyatın güvenli sularında konuşuyoruz. Çocuk ve Gençlik Edebiyatında Zor Konular Kitap Kulübü'müzde karanlık ya da incitici deneyimlere bakarken, kurmacaların çocukları, gençleri ve bizi nasıl dönüştürdüğünü, ruhumuza nasıl iyi geldiğini görüyoruz.

ON8 Kitap da cesaretiyle gönlümüzü kazanan bir yayınevi; Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor, Suçlu, Ağaçtaki gibi kitaplarıyla gençlerin susturulan sorularına, acılarına yer açıyorlar. ON8 Kitap'ın Yayın Yönetmeni Müren Beykan'la zor konular meselesini konuştuk.

 

Türkiye’de gençlere yönelik yayıncılık daha ziyade bestseller hattında ilerliyor — hızlı tüketilen, popüler başlıklar öne çıkıyor. ON8 Kitap bu tabloda bize göre gerçekten ayrıksı bir yerde duruyor: zor, karanlık, bazen rahatsız edici temaları gençlik edebiyatına taşıyan bir çizgi izliyor. Siz bu konumu nasıl görüyorsunuz? Bestseller’ın domine ettiği bir pazarda böyle bir çizgiyi sürdürmek ne gibi zorluklar, ne gibi olanaklar getiriyor?

 

En can alıcı nokta tam da bu; ilgisi, dikkati, niyeti önlenemez biçimde dijitale esir olan günümüz okurunun çekiştirdiği ve merkezi otoritenin sinsi sınırlarla daralttığı bir pazarda, hepimizin okuyabileceği, sahte yaşamlar vaat etmeyen gençlik kitapları yayımlamak!

 

2011 yılnda Günışığı Kitaplığı, artık kitap seçimini kendisi yapan (yapması beklenen) 15 yaş ve üstündeki “genç” okurları için ON8 koleksiyonunu oluştururken, doğrusu ya bugün sıkıştığımız yayıncılık gerçeğini hayal etmemişti. ON8; fantastik, bilimkurgu, polisiye de olsa insan yaşamına, insanın sorunlarla, acılarla başetme gücüne, hayatın devam etme büyüsüne dair romanlarla yola çıktı. Dünyada düşündüğümüzden daha çok acı var ne yazık ki. Dikkatimizi çeken kitaplar da, dosyalar da gençlerin acı deneyimlerini, distopyaları betimliyor genelde.

 

Oysa, arama motoruna, “Günümüzde dünyada çok satan romanlarda en çok hangi konular işleniyor?” diye yazarsanız, yapay zekâdan en başta şöyle bir özet alınıyor genelde: Düşmandan âşığa dönüşen kahramanların gözboyayan hikâyeleri… Bunları içeren romantezi türü yapay zekâ ile geliştirilmiş kapaklarıyla günümüz kitap fuarlarının başköşelerinde; en ciddi yayıncıların bile telifini satmaya çalıştıkları kitaplar.  

 

Bizim ON8 koleksiyonumuzsa okura, güncel konulardan bilimkurguya, fantastik edebiyattan psikolojik derinliği olan kitaplara kadar geniş yelpazede roman sunmayı sürdürüyor. Umut vaat eden, okurunu sarmalayan konular da işleniyor, irkiltici bir soruyu sorma cesareti buluveren genç karakterlerle sürprizli kapıları da açabiliyor. ON8’in en baştan beri hayali olan edebiyat okuma zevki burada devreye giriyor: Sürprizli kapıları açmaktan çekinmeden, hayatın gerçeklerine rağmen edebi bir hikâyenin sihrini kuşanarak yola devam etmek.

 

Ancak, arama motorunun ayrıntılı cevaplarında, çabucak zengin ya da mutlu olma temalı kitaplar da vurgulanıyor. Gençlere, “çalışarak, iyi insan olmaya çalışarak ve bunları yaparken nitelikli edebiyatın keyfine vararak” yaşamak değil, “kolay yoldan mutlu, zengin ya da sevdiğine kavuşma” algısı çok çeşitli formlarda aktarılıyor. Savaşlarla hiçliğe sürüklenen günümüz gençliğini “oyalamak” sosyoekonomik düzenin desteklediği bu formları iştahla dolaşıma sokuyor. Cebinde arkadaşlarıyla dışarıda zaman geçirecek harçlığı olmayan bir genç, düşündürücü bir distopya romanı yerine, kolay yoldan zengin olmaya çalışan ya da olmuş bir kahramanın hikâyesini yeğliyor.

 

ON8 kitapları bugünün Türkiye’sinde özel bir bulut gibi tepemizde süzülüyor. Keşke, liselerde gençlerin dertlerini, kaygılarını konuşma zemini yaratmanın en güçlü anahtarı olarak bu kitaplar daha da yaygınlaşsa. Ne ki, gençlerin sağır dilsiz olması için kurgulanan bir gerçekliğin içine düştük.

 

ON8 Kitap’ın yayın listesine baktığımızda aile içi istismar, ilk aşk, akran zorbalığı, mücadele, aile içi iletişimsizlik gibi temalara dokunan romanlara güzel bir yer açtığınızı görüyoruz. Bu hattı bilinçli mi kurguladınız, yoksa zaman içinde mi oluştu? Bir kitabı, ON8 Kitap yayın listesi için uygun kılan özellikleri nasıl tanımlarsınız?

 

ON8 koleksiyonunun en önemli özelliği, okurları gibi “genç sesli” oluşu. Yukarda da vurguladığımız gibi bu bilinçli bir seçim. ON8, hem dünyada hem de ülkemizdeki “popüler” ve “suni” gündemler yerine, kendi hikâyesinin ve gerçek sesinin peşine düşen gençlerin bu arayışına ve ihtiyacına bir ipucu olmak üzerine kuruldu. Bazen bir sınav ya da meslek seçimi kaygısı, bazen aile içi iletişimsizliğin getirdiği kendini ifade edemeyiş, bazen bir ilk aşk heyecanı, bazen yasaklı bir sorunun peşine düşen bir gencin macerası, son yıllarda da yapay zekâ ve teknoloji konuları… Konular ne kadar farklı olursa olsun, bu kitapları ya da dosyaları ON8 koleksiyonunda yer almaya değer kılan ortak nokta, gençlerin bakış açısına, heyecanına, enerjisine, aldanışlarına ama bilgeliğine, merakına sahip olması. Nefret söyleminden, ayrımcılıktan, cinsiyetçilikten, kısacası her türlü ötekileştirmeden uzak duran ve elbette “çağdaş” metinler yayımlayan bir koleksiyon ON8.

 

Bazı konular Türkiye’de bırakın kamuya açık alanda, aile arasında bile konuşulamıyor ya da üstü kapalı bir dille konuşuluyor. Siz ON8 Kitap'ta genç okurları bu meselelere davet eden bir yayın çatısı kurdunuz. Bu çatı sizin için ne anlama geliyor?

 

Her yayıncı en başta okuruna karşı sorumludur. ON8 de bu çatının altında dinlenmeye, kendini aramaya, soluklanmaya, cevap aramaya, isyan etmeye, kendine benzeyen birilerini bulmaya çalışan genç okurlarına karşı sorumlu. Evde, sokakta, medyada, hatta artık sosyal medyadaki “gürültü”nün ve “baskı”nın içinden çıkıp içsesini aramak isteyen gençler için bir sığınak olduğunu düşünüyoruz. ON8 kitaplarına sığınan, kitabın kapağını umutla kapatan her okur bizin sevincimiz. Sözünü ettiğiniz daveti başarabiliyorsak, ne mutlu bize.

 

“Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor” gibi bir romanı yayımlamak nasıl bir karardı? Bu romanın sizin açınızdan önemini nasıl ifade edersiniz?

 

Dünya tarihi cinsel istismarlarla dolup taşan bir geçmişe sahip. Kadınlar ve çocuklar için bu gezegenin her noktası adeta cehennem. Ne yazık ki aile kurumunun bazen güvenli olmayabileceği de artık kimsenin bilmediği bir gerçek olmaktan çıktı. Tıpkı Malvina’nın hikâyesinde olduğu gibi… Son yıllara kadar, cinsel istismara uğradığını ifade etmeye, travmasını paylaşmaya çalışanlar suçlanıyordu -Hâlâ da bunun aşıldığı söylenemez tabii. Romanda ele alındığı gibi, erkek egemen toplumlarda, en çok da kız çocukları önce yaşadıklarına aileyi, çevrelerini, mahkemeyi inandırmaya çalışıyor. Alman yazar Beate Teresa Hanika bu romanında (çev. Ayça Sabuncuoğlu), herkesin bildiği ama susmayı, başını çevirmeyi, üzerine konuşmamayı güvenli bulduğu istismar gerçeğine, on üç yaşındaki Malvina’nın hikâyesiyle yaklaşıyor. Böyle hikâyeler toplumlarda cesaretle görünür olmalı, mağdurlar şevkatle ve adaletle kucaklanmalı; edebiyat bu doğrultuda bir fener yakabilir, acı gerçekler üzerine -bir sınıfta, bir aile ortamında- konuşulmasını sağlayabilir. Hepimiz “Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor”u okusak keşke, üzerine konuşsak. İnsan kötülüğünün engellenebilmesi ancak ortak değerlerde, ortak bir vicdanda buluşmakla mümkün değil mi?

 

“Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor” adlı romanda bizi en çok yaralayan, aile içi iletişimsizlik olmuştu. Malvina’nın derdini dile getirdiği halde kimsenin ona inanmamasını çok yaralayıcı bulduk. Buradan da, çocuklar ya da gençler söz konusu olduğunda, korkulacak şeyin edebiyat değil, bu iletişimsizlik, bu inanmama, çocuğun sözünün değersizleştirilmesi hali olduğunu düşündük. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

Kesinlikle katılıyoruz. Romanı çalışırken, kahramanımızın yaşadığı dehşetten de çok, bu vurguladığınız görmezden, duymazdan gelişler hepimizi aşırı üzdü.



“Suçlu” da ON8 Kitap'ın bu hattında ayrı bir yerde duruyor bizce —bir aşk hikâyesinin şiddete, bir mahkeme salonunda suç ve adalet sorgusuna dönüştüğü bir roman. Biraz daha karanlık ve ahlaki olarak belirsiz çizgide ilerliyor. Bu romanı yayımlama kararınızın arkasında ne vardı? Gençlere böyle bir ahlaki belirsizliği sunmak neden önemliydi?

 

Fransız Magali Wiéner’in “aşk” ve “suç”u rıza ve şiddet kavramları üzerinden irdelediği bu roman (çev. Mehmet Erkurt) büyük oranda mahkemedeki sorgulama halinde akıyor. Parkta yaşanan bir gece kaçamağı taraflar için bambaşka anlamlar ve sonuçlar içerir; delikanlı işaretleri doğru okuduğuna emin, ilk cinsel deneyiminden mutlu ve gururludur. Ancak, sevdiğini ve onun da kendisinde gönlü olduğunu düşündüğü kız arkadaşı için durum tamamen farklıdır: Rızası dışında zorlandığına, duygusuzca tacize ve şiddete uğradığına emindir, üstelik bedeninde izleri kalmıştır. İki çok genç insanın duygu çatışması kadar, özellikle cinsellikteki deneyimsizliğin kolayca neden olabildiği zaafları yansıtan roman, bizim için ahlaki bir sorgulamadan çok, gençliğin ciddi iletişimsizliğine ayna tutuyor. Tam da bu yüzden okurla buluşmasının değerli olduğunu düşündük. 

 

Kurgu, genç okura gerçek hayatta karşılaştığında ne yapacağını bilmediği konuları güvenli bir ortamda deneyimleme imkânı sunuyor. Bir yayıncı olarak bu “güvenli mesafe” etkisi hakkında neler söylersiniz?

 

ON8, kurgunun gerçeğe, gerçeğin de kurguya ne derece yakın durduğunu ve doğrudan hayatın kendisinin ne denli şaşırtıcı olabileceğini birbirinden ilginç hikâyelerle gösteriyor okura. Bu tür içerikleri seçmemizin nedeni hayatın kendisinin kurgudan da “tuhaf” olabildiğini görmemiz. Toplumlarda çoğu kez bu “tuhaf”, tehdit barındıran, tehlikeli durumların yansıması. Bazen bir bilimkurgu romanda kritik bir kararın eşiğindeki “genç kahramanın” duygusu, babasıyla tartışan ya da arkadaşının kalbini kıran “okur gencin” duygusuyla özdeşleşebiliyor. Bir kitapla başbaşayken –güvenli mesafeden– deneyimlenen bu özdeşlik, belki şifalanma ya da tam tersine reddediş, irkilme, belki de kabulleniş, hatta haline şükretme hali tamamen edebiyatın gücünün kanıtı. Kitaplarla aramızdaki derin bağ, sadece bu gücün değil ama ifade edemediğimiz, sesli söyleyemediğimiz sözcüklerin sayfalardan tüm bedenimize sızarak bireysel yalnızlığımızı sağaltmasının da göstergesi.



“Ağaçtaki”, sınıf arkadaşı Pierre Anthon'un bir erik ağacına çıkıp “hiçbir şeyin anlamı yok” demesiyle başlıyor ve diğer çocukların bunu çürütmek için topladıkları “anlam yığını”nın giderek karanlıklaşan, acı verici bir sürece dönüşmesiyle ilerliyor. Bu roman, listenizdeki diğer kitaplardan farklı olarak somut bir toplumsal mesele değil, doğrudan varoluşsal bir soruyla —yaşamın bir anlamı var mı— yüzleşiyor, üstelik bunu oldukça sert, bazı okurları rahatsız eden bir kurguyla yapıyor. Bu kitabı ON8 Kitap yayın listesine katmak nasıl bir karardı; gençlik edebiyatında nihilizm gibi felsefi bir zorluğu bu kadar keskin bir dille ele almanın sizce bir sınırı var mı?

 

Danimarkalı Janne Teller’ın “Ağaçtaki”nde (çev. Abdulgani Çıtırıkkaya) böylesi soyut ve sert bir irdelemenin üstesinden başarıyla gelmesinin can alıcı noktası, kahramanlarının yaşı diye düşünmeli. Pierre Anthon’un on üç yaşında bu cümleyi kurabilmesi, hemen ardından hikâyenin anlatıcısı Agnes’in korku içinde kalması ve sınıftaki diğer çocukların hayatlarındaki en sevdikleri şeyleri ve onların değerini irdelemeleri… Ergenlik yaşlarının ailede, okulda, genel olarak toplumda hazırda bulunan pek çok kavramı, ilişkiyi ve tabii düzeni reddetmek, sorgulamak, tepetaklak etmek yılları olması, Teller’a çok uygun bir zemin sunuyor ve hikâyenin felsefi ağırlığının altından kalkabilmesini sağlıyor diyebiliriz.

 

Ancak, herkes Pierre Anthon gibi kendini özgürce ifade edebilir mi, toplumsal kabullere böylesine bir “başkaldırının” sonuçları ne olur? Linç nerede devreye girer, sınırları nelerdir? Hazin bir sona sürüklenen Pierre Anthon’un anlam reddi ne kadar önemli ve değerliyse, sınıf arkadaşlarının da gayet anlamlı buldukları şeyleri savunmaları, verdikleri tepkiler de değerli elbette.

 

Bu kitabı okuduklarında gençlerin kendi hayatlarına dair nasıl bir soru sormasını umarsınız?

 

Bu romanı yayımlarken hayalimiz kitabın, toplumun farklı kesimlerinde ilkgençliklerinin karışıklığı içinde yol bulmaya çalışan gençlerin eline ulaşması, kendi yaşam felsefelerini oluşturmada köklü bir tartışmaya vesile olmasıydı. Şu anki ülkesel iklimde bu tür felsefi kitapların okura ulaşmasında sıkıntılar söz konusu; elbette, “Ağaçtaki” gencin ve arkadaşlarının meselesini daha çok okurun merak etmesini diliyoruz.

 

Anlam arayışı –bazen de anlam yükleme telaşı– günümüzde de hayli yaygın; gençlerin sosyal medyada sıklıkla paylaştığı “felsefi” soruların, şakaların, dertlerin zeminini oluşturuyor. Soru sorabilme cesaretine sahip olmak, “özgürleşme”nin en değerli adımı sayılabilir. Teller kitabının sonunda baş kahramanına tam da bu yüzden veda ederken, anlatıcısı Agnes’e, “Anlam öyle şakaya gelebilecek bir şey değil!” dedirtiyor. Gençlere sormak ne iyi olur: Öyle mi?

 

Zor Konular Kitap Kulübümüz için ON8 Kitap'tan bir başka kitap önermenizi istesek sizden, hangi kitabı önerirsiniz?

 

Tek kitap belirtmek zor. ON8’in pek çok romanı kitap kulübünüz için ideal görünüyor. Belki şu 3 kitabı özellikle incelemek istersiniz:

 

Sevgi Saygı’nın, Cumhuriyet sonrasından günümüze ülke tarihimizin içinden geçen bir aileyi eksene aldığı uzun romanı “Peri Efsa”.

 

Şiddete uğrayan genç kızlar için vakıf da kurmuş olan İspanyol Jordi Sierra i Fabra’nın, maçolaşan sevgilisi yüzünden hayatı kararan genç Marga’yı anlattığı “Oysa Aşk” (çev. Pınar Savaş) adlı romanı.

 

Fransız Jean- François Chabas’nın aile içi şiddet sarmalından kurtulma mücadelesi veren liseli bir kızın hikâyesine temellenen “Kırık Kalpler Kavanozu” (çev. Azade Aslan) adlı romanı.

 

Önümüzdeki dönemde ON8 Kitap'ın bu çizgide — zor konuları işleyen gençlik romanları — yayın listesine katmayı düşündüğünüz başka kitaplar var mı? Bizi neler bekliyor?

 

Gönlümüzdeki romanları hemen yayımlama ikliminde olamasak da, ON8 okurlarına karşı sorumluluğumuzu önemsiyoruz, yolumuza devam edeceğiz. Sonbaharda yeni bir Sevgi Saygı romanı raflara çıkacak: “Hayat Dediğin”.Şiddetle örselenmiş bir ailenin oğlu, yakın arkadaşının kaybıyla başa çıkmaya çalışırken, toplumun huzuruyla çatışıyor. Dramatik bir gençlik destanı diyebiliriz.

 

 


Bu metni arkadaşlarınla paylaş!

bottom of page