
Günlüklerden Dökülen Tekinsizlik
N. Banu Gümüştüs
#rüzgaraltıyazı
“Elimden gelen en iyi şey şu: Kendi hatırladığımın yanında, şu diğer hikâyeyi de anlatmak.”
Günlük tutmak ve bu satırları daha sonra hemen her coğrafyadan okuyucuyla buluşturmaya rıza göstermek; yani yazmak ve yayımlamak... Tara Westover, Mormon bir ailenin kızı olarak yaşadıklarını, tanık olduklarını ya da sonradan duyduklarını birleştirip hayatını kaleme almış. Talebe, sıra dışılığın yaşamın doğal akışı gibi sunulduğu bir boyutu gözler önüne sererken insanın içini gerçekten çok bunaltan ve “Böyle şeyler sadece buralarda olmuyormuş,” dedirten bir kitap.
Doğum belgesi olmayan, yaşadığı coğrafyada devletin hiçbir kurumuyla başlangıçta bağı bulunmayan bir kız çocuğu Tara... Abileri, ablası, annesi ve babasıyla romanın adeta bir karakteri gibi duran dağın eteklerinde büyümüş; sıra dışı ve başkaldıran bir kız çocuğu. Üstelik bu başkaldırının bedellerini sonuna kadar ödeyen de yine kendisi. Satır satır ilerlerken çok kızdığınız, içinizi kanatan ve ruhunuzu boğan da bu kız çocuğunun yaşadıkları... Babanın bağnazlığı, abilerinden birinin uyguladığı şiddet, Tara'nın hem görülmez kılınması hem de her türlü işin üstesinden gelmesinin beklenmesi...
Tara, olayları geriye dönüp anlattığında bize sunduğu çelişkilerle yüzleşmemize vesile oluyor. Çok kızıyorsunuz, nefesiniz daralıyor. Sanki kitabın içine girebilseniz bu kızı çekip alacak ve kurtaracaksınız.
Bu romanın birinci tekil anlatıcısı—yazar—'ayna'da o küçük kızı yıllar sonra tekrar göremeyince, bir başka deyişle ona ulaşamayınca kendiyle çelişen pek çok anıyı da üst üste yaşıyor. Cesaret mi, safdillik mi, yoksa öğrenilmiş hatta dayatılmış çaresizlik mi diye düşünmeden edemiyorsunuz.
Göz göre göre gelen kazalardan sonra yaşanan “iyileşme”lerin, annenin soydan getirdiği şifacılık ve ebelik özelliklerine dayanması sizi tuhaf bir hisse sürüklüyor. Anneyi anlamanız zaman zaman zorlaşıyor; sessizliğini bozduğu anlardaki taraf değiştirme hızını hangi duyguyla değerlendireceğinize karar veremiyorsunuz.
Tara, bu metni oluştururken günlük havasındaki bölüm başlıklarıyla bir kurgu yaratmış ve zaman geçişlerini de başarıyla gözler önüne sermiş. Günümüzden geçmişe, geçmişten günümüze atlarken okuma ritmini ve dikkati bozmadan akıp gidiyor satırlar. Siz de bir sonraki adımda hangi tekinsiz zamana ve olaya tanıklık edeceğinizi merak ediyorsunuz.
Öğrenmeye evde eğitimle başlayan bir kız çocuğunun üniversiteye ve oradan akademisyenliğe uzanan yolculuğunda okuyanı—muhtemelen—en çok rahatsız eden şey, onun bu öğrenilmiş çaresizlikten ve eylemsizlikten neden kurtulamadığı oluyor. Zira her şeyin farkında iken ve kendiyle mücadele ederken onu tutanın; adına aile dediğimiz kurumun mutlak itaat beklentisi, bu itaati her şekilde dayatması ve kabul ettirmesi olup olmadığına karar verir gibi oluyorsunuz; derken aklınıza bambaşka örnekler geliyor ve kalakalıyorsunuz. Metnin sonunda bir başarı hikâyesine şahitlik ediyorsunuz, evet. Tara’nın o heybetli dağı ardında bırakıp üniversitede bir sınıfta ders anlatışını görüyorsunuz. Ve fakat, aklınızda binlerce soru... Anne babanın, çocukluğundan beri şiddet uygulayan bir oğula her koşulda sahip çıkması ve sorunu çözmek için çok yetersiz önlemler—önlem denirse—almış gibi görünmeleri; diğer abilerin olayları sanki sisler arkasından ve uzaktan izlemeleri; destek gibi görünen her hamlede bu kız çocuğunun mutlak bir yalnızlığa itilmesi... Öğrenmeye susamışlığı hiç bitmeyen Tara’nın tüm tökezlemelerinin, geçmişiyle ve ailesiyle olan o bağı tam olarak koparamamasından doğması... Kendine güveni tammış gibi görünürken içindeki sesle sürekli savaşması ve son noktaya kadar o sesin galip gelmesi... “Kendinden şüphe etme humması uzun zaman önce kaybolmuştu. Belleğime sonuna dek güveniyor değildim ama başkalarınınkine güvendiğim kadar güveniyordum, bazılarınınkindense fazla güveniyordum,” (s. 322) diyor bir bölümün sonunda tüm içtenliği ve çelişkili ruh haliyle...
Bu romanı, çok başarılı bir çeviriyle Duygu Akın Türkçe edebiyata kazandırmış. İçinden geçtiğimiz 2000'li yılların ilk yarısında yazılmış ve okurla buluştuğu andan itibaren çok satanlar arasına girmiş.
Bu kitabı okumak; ciddi bir zihin yoklaması ve zorlaması yapmak demek...
Son söz yazardan gelsin: “Dağda (...) bir şeyler oluyor. Olanları ancak hayal edebilirim ama çok net biçimde görüyorum; anı olsa göreceğimden çok daha net.” (s. 79)
Talebe
Yazar: Tara Westover
Çeviri: Duygu Akın
Domingo Yayınları
