top of page

Kaybın ve Kimliğin Peri Masalı

Zeynep Ergüven

#rüzgaraltıyazı

Frances Hardinge'in 2014 tarihli romanı Guguk Kuşunun Şarkısı, ilk bakışta bir değişmiş çocuk (changeling) masalının yeniden yazımı gibi görünür; oysa metnin ilerleyen sayfalarında bu klasik motif, Birinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere'sinin sarsılmış aile yapılarını, toplumsal cinsiyet rollerini ve yas kültürünü sorgulayan çok katmanlı bir anlatıya dönüşür. Roman, 2015 Carnegie Madalyası’nın aday listesinde yer almış ve aynı yıl en iyi fantastik roman dalında Robert Holdstock Ödülü'nü kazanmıştır. Bu tanınırlık, kitabın gençlik fantastiği kategorisinin sınırlarını zorlayan edebi derinliğine işaret eder.


Hikâyenin merkezinde, hayali İngiliz kasabası Ellchester’da, geçirdiği bir kazadan sonra uyanan on bir yaşındaki Triss Crescent vardır. Kazadan kalan tek iz bir dizi tuhaflıktan ibaret değildir. Triss bitmeyen bir açlık duygusuyla boğuşur, günlüğünün sayfaları koparılmıştır, küçük kız kardeşi Pen ondan tarifsiz bir korkuyla kaçınır ve ebeveynleri kapalı kapılar ardında fısıldaşmaktadır. Hardinge, okuru bu tekinsizliğin içine, açıklama vermeden bırakır. Kurgunun bu ilk evresi, psikolojik gerilimi bir aile draması kılığına sokan ustaca bir anlatı stratejisidir. Gerçek şudur ki Triss, Triss değildir. Gerçek kız, kasabanın altında uzanan peri dünyasına ait bir suda, Amansız'da kaybolmuş, onun yerine kadim bir ağaç ruhundan yaratılmış bir taklit olan 'guguk kuşu' Na-Triss bırakılmıştır.


Bu değiştirilme motifini Hardinge'in seçtiği bakış açısı özellikle güçlü kılar. Anlatı, ne Pen'in ne de olayların gerçek mimarı olan Mimar'ın değil, doğrudan Na-Triss'in gözünden ilerler. Böylece roman, bir canavarın ya da bir bilmecenin çözülüşünü izlemekten çok, kendi bedenine ve geçmişine yabancılaşmış birinin iç deneyimine dönüşür. Bu tercih, kitabı klasik değişmiş çocuk anlatılarından ayıran en cesur jesttir. Okurun sempatisi neredeyse tamamen 'sahte’ olana yöneltilir ve kimlik, kandan ya da kökenden değil, seçimden ve sevgi kapasitesinden ibaret hale gelir.


Romanın ikinci büyük katmanı, savaşın aile üzerindeki gölgesidir. Crescent ailesinin büyük oğlu Sebastian, hikâyenin geçtiği 1923'ten beş yıl önce cephede ölmüştür ve bu kayıp tüm ailenin, özellikle anne Celeste'in davranışlarını biçimlendiren gizli bir yara olarak metnin altında sürekli işler. Sebastian'ın eski nişanlısı Violet Parrish ise savaş sonrası yeni kadınlığın somutlaşmış hâlidir. Motosiklet kullanan, pantolon giyen, saçını kısacık kestiren, caz dinleyen ve Crescent ailesinin sıkı sıkıya sarıldığı savaş öncesi geleneklere meydan okuyan bir figürdür. Violet'in aile tarafından reddedilmiş olduğu halde Na-Triss'e ve Pen’e koşulsuz destek sunması, romanın 'gerçek aile' tanımını kan bağının ötesine taşıyan en güçlü jestlerinden biridir.


Hardinge'in kurgusal dünyası, gotik imgelemi tarihsel gerçekçilikle ustaca kaynaştırır. Bay Grace'in gizemli makası, ailenin bir zamanlar Mimar'la giriştiği belirsiz anlaşmanın simgesi olarak belirir. Peri varlığı Shrike ise hem tehdit hem bilgi kaynağı olarak anlatıya sızar. Bu unsurlar, salt fantastik bir dekor olmanın ötesinde, savaşın bıraktığı travmanın ve yetişkinlerin çocuklardan sakladığı gerçeklerin metaforik karşılıkları olarak okunabilir. Mimar'ın peri dünyasından 'gerçek' dünyaya sızma arzusu, savaşın kendisinin de bir aileyi nasıl içeriden dönüştürdüğünü yansıtan bir yankı taşır.


Hardinge'in üslubunu hafızada bu denli kalıcı kılan unsurlardan biri, metaforu sık ve her seferinde isabetle kullanma becerisidir. Bir motosiklet, ürkütücü bir hayvanın havlamaya hazır hâline benzetilirken, bir yabancının gülümsemesi, halının üzerinde gizlenmiş sivri bir çiviye dönüşür. Makas motifi ise metnin ilerleyişinde yalnızca bir nesne olmaktan çıkıp bağları kesip ayırma, ikiye bölme edimini simgeleyen bir imgeye evrilir. Bu benzetmeler süsleyici değil, işlevseldir. Her biri tedirginlik, tehdit, kopuş gibi soyut bir duyguyu, somut ve duyusal bir görüntüye bağlayarak okurun anlatıyı bedenen hissetmesini sağlar. Çocuk ve gençlik edebiyatında metaforun bu türden yoğun ve isabetli kullanımı özel bir önem taşır, çünkü genç okur henüz yas, kimlik parçalanması, ailevi ihanet gibi soyut kavramları doğrudan adlandırmakta deneyimsiz olabilir. Metafor, bu kavramlara güvenli bir mesafeden, somut bir imge üzerinden yaklaşma imkânı sunar. Hardinge'in metaforları aynı zamanda metnin peri masalı damarını da besler. Guguk kuşu benzetmesinin kendisi, romanın tümünü kuşatan bir çerçeve metafora dönüşerek, aidiyet ve öz olma meselesini tek bir doğa imgesinde yoğunlaştırır. Böylece metafor, yalnızca üslup zenginliği sağlamakla kalmaz, genç okurun karmaşık duygusal gerçekliklere erişebileceği bir bilişsel köprü işlevi de görür.


Romanın en incelikli başarısı, Na-Triss ile Pen arasındaki kız kardeşlik ilişkisinin işlenişindedir. Pen'in düşmanca tavrı, ilk bölümlerde basit bir kıskançlık gibi görünürken, ilerleyen sayfalarda çok daha karmaşık bir suçluluk ve sadakat örüntüsüne dönüşür. İki kız kardeşin ortak bir gerçeği aramak için güçlerini birleştirmesi, Hardinge'in aile bağını biyolojik değil ilişkisel bir olgu olarak konumlandırdığını gösteren en kuvvetli unsurdur. Bu da romanın örtük tezini netleştirir: Kimlik, sabit bir öz değil, sürekli müzakere edilen bir ilişkiler ağıdır.


Guguk Kuşunun Şarkısı, ilk gençlik romanı kategorisine sığdırılmasına karşın, yas, benlik ve ait olma üzerine yetişkin edebiyatının derinliğinde sorular sorar. Hardinge, peri masalının en eski korkularından birini, çocuğun 'gerçek' olmadığı kaygısını alıp, savaşın yıktığı bir ailenin sessizliklerine yerleştirir. Böylece ortaya, hem tekinsiz hem de tuhaf biçimde şefkatli bir metin çıkar. Roman, kimin 'gerçek' aile üyesi sayılacağına dair keskin sınırların, sevginin ve seçimin karşısında ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatır, bu da onu türünün ötesine taşan, üzerinde uzun uzun düşünülmeyi hak eden bir eser kılar.


Guguk Kuşunun Şarkısı

Francis Hardinge

Çeviren: Bülent O. Doğan

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları


Bu metni arkadaşlarınla paylaş!

bottom of page