
Niyet
Esma Akalın
#yetişkintayfayaöykü
Niyetim onu öldürmek değildi. Teyzem, nefesi çok kuvvetlidir, diyerek ikna etmişti beni. Parasını da kendi ödeyecekti. Yeter ki şu illetten kurtulayımdı. Gerçi alışmıştım artık evde şunun bunun yerinin değişmesine, misafirlere “kedidir” demeye ya da durup dururken karanlıkta kalmaya. Hem bir süredir ortalıkta ne misafir vardı ne de kedi. Tortor, kendiliğinden açılan bir pencereden kaçıp gittiğinden beri aydınlatma için de mumlara geçmiştim. Yine de insan arada normal bir hayat istiyordu.
O gün annemle teyzem ter su içinde kalmış, mendilleriyle gerdanlarını yelleyerek kapıda belirdiklerinde artık geri dönüş yoktu. İkisi de fısır fısır bir şeyler okuyarak girdi kapıdan. Annemin dua falan bildiği yoktu, dudaklarını kımıldatıyordu sadece, ablasına eşlik etmek için. “Bu ne hal Arzu, donla mı çıkacaksın hocaanımın karşısına? Git uzun bir şeyler giy Allah aşkına!” Teyzemle selamlaşmamız böyleydi. Bunları derken yan gözle anneme bakıyordu. Nasıl bir kız yetiştirmişti böyle?
-Güm!
-Hiiiiiyy!
İşte başlıyoruz. Açık bıraktığım mutfak dolabının kapağı bu. Diğeri de ağzına gelen yüreğini içinde tutmaya çalışan annem. Bense şimdi erken bir yas halindeyim sanki. Odamın penceresi açılıyor, yumuşak bir yel perdeleri uçuşturarak bedenime ulaşıyor. Uzun ve bol giysilerimin okşayışında sanki on nazik parmak ucu gizli. Şimdi olmaz.
Parkede edepsiz bir yazı beliriyor: Orospu! Yazıyı çorabımın ucuyla çaktırmadan siliyorum. Dağınık, mavi bir leke kalıyor geriye. Kapı çalıyor, ayağımın altındaki orospu kelimesini koridor boyunca sürüklüyorum. Otomata basmamla sağır edici bir cızırtı tüm apartmanı sarıyor. Hoca Hanım merdivenleri çıkana kadar sürüyor bu. Pardon otomatımız bozuk da, diyorum, suratı can çekişir gibi ekşiyen yaşlı kadına. İkimiz de biliyoruz neyin bozuk olduğunu.
Bir dakika sonra yerde karşılıklı oturuyoruz. Hocanın gözlerinden ürktüğüm için ağzına bakıyorum. O ezik büzük ağız birtakım beddualar okuyor. İnançlı değilim, batıl inançlı hiç değilim, ama tuhaf bir enerjinin içine çekildiğimi hissediyorum. Sanki bir yoksunluk krizinin ilk dakikaları.
Niyetim onu öldürmek değildi. Zaten bir ruhu nasıl öldürürdünüz ki? Ben yalnızca başka yere uçsun istemiştim. Ama karşımdaki nefret dolu kadın bunu bilmiyordu. Paniğe kapıldım, ağzımı bile açamıyordum. Şunu durduracak gücüm yok muydu gerçekten? Gözlerimi kapattım. Onu evin içinde hissetmeye çalıştım. Aradıkça eski anıları çağırıyordum sanki. Beni korkuttuğu ilk gün, evin nerdeyse yanıp kül olacağı akşam ve… O gece.
Evimi onunla paylaşmaktan tedirgin olmamayı yeni öğreniyordum. Vücudumda biriken stresten kurtulmak üzere kanepede uzanmış, rahatlamaya çalışıyordum. Derken üzerimde özlemini çektiğim bir ağırlık hissettim. Serin bir yoğunlukla sarılıp sarmalanıyordum. Tam aklım başıma gelip korkacak gibi oluyordum, sonra dokunulmanın zevki ağır basıyordu ve bırakıveriyordum kendimi. Yalnızlık çekmeyeceğim kadar var, özgürce keyif alabileceğim kadar yoktu. Mükemmeldi! Bir bu eksikti!
Bir anda, evdeki her şey k ıpraşmaya, kırılacaklar kırılmaya, yırtılacaklar yırtılmaya başlıyor. Gözlerimi açıyorum. Gün ortasında zifiri karanlık. Annem çığlık çığlığa, teyzem kanepenin ucuna, Hoca Hanım’sa öbür dünyaya…
Niyetim onu öldürmek değildi. Ama kimse ruhumu benden böyle kabaca koparamazdı. Şunu durduracak gücüm vardı demek ki! Polis birkaç soru sormakla yetindi, sonuçta kalp krizi adli tıp tarafından doğrulanmıştı. Cenazeye mecburen katıldım. Teyzem nedense çok ağladı. Annem kadının kursuna cömert bir bağış yaptı. Kimse benden şüphelenmedi ama o günden sonra evdeki “durumları” soran da olmadı. Mutluydum. Ruhum bana kim bilir daha ne yetenekler bahsetmişti. En güzeli, hem yalnızdım hem değildim. Mükemmeldi.
