top of page

O Akşam

Esma Akalın

#yetişkintayfayaöykü

O akşam hiçbirimizde tık yoktu. Çıt kırılıyor, pıt dökülüyor, hık mık geveliyorduk. Karşılıklı oturmuş halının desenlerini inceliyorduk, diyeceğim ama evde halı da yoktu ki. Bizimkinin minimalizm sevdası, suçlu bakışlarımızı da halıyla birlikte sarıp depoya kaldırmıştı. Eyvah! Bizim bakışlar, bu yıl soluğu annemlerin yazlıkta alacaktı demek! Suçlar sorun değil, annem alışıktır, 68 kuşağı ne de olsa, ama suçluyken nasıl baktığımızı bilmesini hiç istemem. Ondan saklayabildiğimi düşündüğüm her şeyin ortaya çıkması demek olur bu. 


Şimdi ablam karşımda görünmez bir yumağı avcunda der top ederken, onun beceriksizliği yine benim içime su serpiyor. Gamsız olan, günahını en iyi saklayan olarak kendi kendimi şımartıyorum. 50 yaşına geldim, hâlâ övündüğüm şeye bak. Olsun, yine de ablamın yumağından iyidir! 


Erkek kardeşimiz, annemin diğer eşinden olma oğlu, köşede ayakta durmuş. Öyle toy ki, üzülüyorum ona. Ona ablalık edemediğimize… Ona bir halının hiç düşünemeyeceği ilginçliklerini keşfetme fırsatı bile vermediğimize… Telefonunu çıkarsa ayıp olur, çıkarmıyor. “Şu yeni kuşak” zırvalıklarımızdan da bıktı, hele şimdi hiç çekemez. Gözlerini yaslandığı kapı kirişinin köşesine dikmiş duruyor, galiba küçük bir örümceğin salınışını izliyor. Tüh, temizliğe falan kafa kalmadı tabii. 


Haluk, solumda. Bir eli omzumda. Elinin ağırlığı altında ezilmediğim nadir insanlardan. Bir türlü evlenmediğim, ahretlik partnerim. Hahah! Ablam böyle dememe de kızıyor; evlenmemiş olmamıza, konu komşunun ağzına laf vermemize kızdığı gibi. Aslında ikimiz de hiç öyle modern insanlar değiliz, hatta utanıyoruz, bazen evliyiz diyoruz başkalarına. Ama işte, fırsat olmadı bi türlü. Gerek de olmadı galiba. Hem ablamı nasıl bıraksaydım bu evde yalnız başına? 


Mutfaktaki otomatik çay makinesi robotik sesiyle ötüyor: “Çay demlendi.” Hepimiz aynı anda doğruluyoruz, hepimiz nihayet bir şey yapma mecburiyetinin verdiği rahatlamayla makineye doğru koşmak istiyoruz. Ama hevesli görünemeyiz. Haluk, elinin konumundan aldığı güce dayanarak beni aşağı bastırıyor, erkek kardeşimi de bir göz işaretiyle peşine takıp mutfağa seğirtiyor. Ablam kılını kıpırdatmadan ve öylesine, ay sen misafirsin Haluk, diyor. Ayfer yapardı, diye ekliyor. Cevap vermeye kimsenin gerek duymadığı bu sözler hızlıca mutfak tıngırtılarına karışıyor. Bir dakika sonra artık hepimiz koltuktayız. Ablamın elindeki yumağın, özlenen halı desenlerinin, ağ bağlamış köşelerin yerini çay bardakları aldı. Ne iyi oldu!


İnce bellilerden hızla eksilen çaylarımız kısa sürede yeni bir iş gücü ihtiyacı doğuruyor. Bu görevi de üstlenen Haluk, yüzünü elindeki demliğin arkasına olabildiğince saklayarak sorduğunda bize tanınan sürenin sonuna geliyoruz. 

-İnmişler mi uçaktan?


Ablama bakıyor, biz de ablama bakıyoruz. Telefon görüşmelerini hep ben yaptım oysa. O yüzden şimdi kabağın başıma patlama vakti. 


-İnmişler mi? Ayfer? Hani tek gelecek demiştin? Hiç çekemem valla bi de çoluk çocuk. Ara söyle, evde yer yok de, turistlik yapmaya geliyorlarsa otel tutsunlar. 


Ablam üstünü hırçınlıkla örttüğü bir heyecanla söylüyor bunları. İçimde bir şefkat kabarıyor ona karşı. Ama onun bana göstermemeye inat ettiği bu hissi gördüğümü belli etmek, bana eziyet etmesine rağmen onu rahatlatmak içimden gelmiyor hiç. Avcundaki Ajda bardağı sıkan parmaklarına gözümü dikiyorum, gerekirse müdahale etmeye hazırım.


-Aman abla, anlattım ya. Şimdi tek gelecek, haftaya çocuğun tatili varmış. Kalışı uzarsa, yani duruma göre, hem sen de istersen aldıracak onu da. 


Haluk devreye giriyor.

-Almanların zaten yatılı kalma adetleri yoktur, yani gelseler bile otelde falan kalırlar herhalde.


Aynur, ablam, parlıyor birden. “Nereden Alman oluyormuş!” Çayını tazeleyeyim, diyerek son anda kurtarıyorum Ajda’yı elinden. Bir kaza çıkmadan çay faslını sonlandırmalı.  


Uğur’u geçen gün mutfakta haşladığım köşede bir iki saniye soluklanıyorum. Anneme söyleyecek miyiz abla, dediğinde günlerdir içimde bir kara deliğe dönüşen o konuyu dile getirdiği için mi yoksa içten içe zaten anneme söylemiş olduğunu düşündüğüm için mi patlayıvermiştim ona, bilmiyorum. Ama yok, söylemiş olsa annem duramazdı. Bu yaşananların yıllar önce kendi başının altından çıktığına aldırış etmeden, ilk uçakla ya bu buluşmayı engellemeye ya da yaşlı gözlerle izlemeye gelirdi. Haksızlık ettim çocuğa. Ama hiç gönül alacak halim yok. Hem sırası mı şimdi? Saate bakıyorum, buçuğa geliyor. 


Ding dong.


Yerimde kaskatıyım. Halbuki mutfaktan çıkmak, önce salona geçip ablamla göz göze gelmek, herkesin duruşunun değişmesini izlemek, havada gerilen tüm duyguları sünger gibi içime çekmek ve kapıya gitmek gerek. Derin bir nefes alıyorum, kapıya gitmek hariç tüm görevlerimi yerine getiriyorum. Uğur kapıya doğru meylederken soran gözlerle Aynur’a bakıyor ama gözleri ablamınkilerle bir türlü buluşamıyor. 


Ding dong.


Küçük kardeşimiz aradığı tepkiyi benden alır almaz aceleyle çıkıyor salondan. Zil üçüncü kez çalmadan açma sözü verdi kendine içinden. Başardı da. Ablam, Haluk ve ben kulaklarımızı koridorun diğer ucuna attık olta gibi, bekliyoruz. Aksanlı bir “merhhaba”, aksansız bir “meraba”, aksanlı bir “come in”, aksanlı bir “teşekkkürlerr”. 


Birkaç hafta önce hayatımıza girmeye karar veren yeğenim kapıda, gözüm ablamda. İçinde 35 yıllık hiç yaşanmamış bir annelik olduğunu hep biliyordum ama şimdi görüyorum da. Koltuktan destek alarak kalkıyor, elindeki hayali yumak yere düşüyor. Kulaklarımız koridordaki adımlarla birlikte bize dönüyor, ucunda genç bir kadınla. Yazık, bir bana bir Aynur’a bakıyor, çaresiz bir sırıtışla. Çok az Türkçe biliyor. “Ben Ayfer, bu da ablam Aynur.” dediğimde anlayabiliyor. Kendi adını söyleyebiliyor. Anna. 


Geniş, halısız salonumuzda hepimiz ayaktayız. Hiçbirimizde tık yok, diye düşünecektim yine ki ablam düşüveriyor, titreyerek. Aylar sonra ilk atağı bu. Benle Haluk ne yapmamız gerektiğini biliyoruz, epilepsiyle mesaimiz çok. Bir yanım bu krizi bir kurtarıcı gibi algılıyor ister istemez. Okuldan eve apar topar götürüldüğüm günler geliyor aklıma. Diğer yanım Uğur’la Anna’nın şokunu gidermek istiyor, dilim dönerse belki İngilizce birkaç cümle söyleyeceğim. Hay Allah, kıza da ayıp oldu. 


Yeni yazılar ve atölyelerden haberdar olmak için hemen güverteye katıl!

Güverteye Hoş Geldiniz!

karadankacan-akademi
  • karadankacanakademi-instagram
  • karadankacanakademi-facebook
  • karadankacanakademi-x
bottom of page