top of page

Sonsuza Dek Emily

Peyman Ünalsın Gökhan

#rüzgaraltıyazı


“Romsås’taki beton apartmanlar kadar gri ve ıslak Emily nasıl olacak da bir çocuğa bakacak? Bir çocuğu kucaklayabilir mi, bu ona doğal gelecek mi, ya da kasılıp kalacak mı?

Bunu beceremeyen bir aile her zaman illâki çıkar, bazı ailelerde felaketler irsidir, genlerinde vardır, kuluçkaya yatar. Em’in her gittiği yerde bu onaylanmakta, sağlık karnesinde bir çarpı olarak gözüküyor, sağlık merkezine çocuğun babası olmadan üç kez kontrole gittikten sonra ebenin diğer bilgiler sütununa, karnı normal büyüyor ve çocuğun kalp atışları normal olsa da, ‘çocukla tek başına’ diye yazmaktan başka çaresi kalmadı.” (s. 27)


Alıntıladığım bölüm, “Pazartesi Cadıları” olarak Karadankaçan Akademi’de okuduğumuz Maria Navarro Skaranger’in 2024 yılında TETES Kitap tarafından yayımlanan Sonsuza Dek Emily isimli romanından. Kitap üzerinde iki saatten fazla konuştuk. Y kuşağından bir yazar için iddialı bir roman bence. Ama 1994 Oslo doğumlu Skaranger’in henüz 21 yaşındayken yazdığı ödüllü bir romanı varken bu üçüncü romanı için iddialı sözcüğünü kullanmam yanlış olmaz sanırım.


2015 Tarjei Vesaas İlk Roman Ödülü’ne aday gösterilen ve 2015 Debut Ödülü’nü alan bu ilk romanı, All the Foreigners Have Closed Curtains, henüz ülkemizde yayımlanmadı. Ama kim bilir, belki de kitaptan önce 2020’deki film uyarlamasını izleme kısmetine ereriz.


Yazarın ikinci romanı, Book of Grief (The Story of Nils in the Woods), 2018’de yayımlanır ve aynı yıl Oslo Ödülü ile 2020 Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü’ne lâyık bulunur.


2021’de yayımlanan Sonsuza Dek Emily romanı Kitapçı Ödülü ve Eleştirmenler Ödülü gibi birçok ödüle aday gösterilir. 2022 yılında Sult Ödülü ile 2023 yılında iki yılda bir, olağanüstü genç yazarlara verilen Hunger Ödülü’nün sahibi olur.


Norveç’in 35 yaş altı en yetenekli 10 yazarından biri seçilen Skaranger’in 2023 yılında yayımlanan Whistling in the Dark Wind, Sonsuza Dek Emily romanının devam romanıymış ve Tetes Kitap’ın yayımlanacaklar listesinde yerini almış bile.


Emily ya da anlatıcımızın hitabı ile Em, on dokuz yaşında hamile kalır. Bebeğin babası Pablo isminde genç bir göçmendir. Pablo, Em’in hamileliğini öğrendikten bir müddet sonra evden kısa süreliğine ayrıldığını söyleyip çıkar ve bir daha geri gelmez. Em ve annesi, hamilelik esnasında bellerinden ince, görünmez bir urganla bağlanmış gibi yakınlaşır. Em’i en iyi annesi anlar. Em’in kafasını kurcalayan soru; yanlış adamı seçmek de genetik mi? Ya da bunu Jung’un gölge felsefesi ile açıklayabilir miyiz? Anne ile bebek arasındaki derin hissiyat Em’in daha anne karnındayken babasının gitmesini, annesinin ondan gizlediği üzüntülerini bilinçaltına kaydetmiş olabilir mi?


Ah Emily! Ya da sana anlatıcın gibi kısaca Em diyebilir miyim? Sahi neden sana öyle sesleniyor? On dokuz yaşında olduğun için mi? Anlatıcı senden daha büyük olduğunu mu vurgulamak istiyor yoksa? Norveç’te on sekiz yaşında reşit sayılsan da rıza yaşı on altı, tamam da hamile kaldığına bakılırsa rıza göstersen de korunmayı bilmiyorsun. Çünkü toysun. Bu Pablo denen adama ne kadar güveniyorsun? Bak bırakıp gitti bile. Babasız çocuk büyütmek kolay mı sanıyorsun? Önünde mükemmel bir örnek var; annen. Sağlıklı beslenmen, kıyafetlerinin ütülü olması için ne kadar didindi durdu, hatırla. Seni Çocuk Esirgeme Kurumu’na kaptırma korkusunu bir deve hörgücü gibi taşıdı sırtında.


Pablo aradı mı seni yakınlarda? Yok değil mi? Bazı pis olaylara karışmış olma ihtimali var, malûm arkadaş çevresi.


Şu komşun, senin yerine apartmanı silen, sana yardım etmek için çırpınıyor. Rahip mi? Ne var bunda? Sana dokunacak iyiliğine odaklan.


Odaklanma sorunun mu var? Markette kasada hep açık çıkıyor demek. Patronun seni seviyor. Kuvvetle muhtemel, yoksa çoktan kapıya konmuştun. Kusura bakma ama bunun odaklanma problemi olduğundan emin misin? İdrak konusunda biraz ağır olduğunu kabul et. Bu çocuğa bakman mucizevi olabilir. Anneni kırma, üzme. Bebeğinle sana kanatlarını gerecektir mutlaka.

Hikâyeni anlatan, seninle ilgili her şeye hâkim. Zihninden geçenlere bile. Tanrı gibi. Hahahaha!!!

Başta da dediğim gibi sana Em diyecek kadar yakın. Ama sanki bir o kadar da mesafeli. Buna İskandinav mesafesi diyebilir miyiz? Ya da senin kısıtlı bilişsel yeterliliklerinle ilintili olarak hamileliğin duygusal olarak yaratacağı hassasiyeti en aza indirgemek için böyle bir dil yaratmış olabilir. Kısa kısa bölümler hâlinde anlatması avantaj. Okura soluklanmak için alan yaratıyor. Ve düşünmek için. Öyle uzun uzun cümlelerle, tek paragraflık sayfalarla yükselmemiş. Sığ suda yavaşça yüzer gibi… Yoksa kaldıramazdık hikâyeyi dinlemeyi. Süslü cümleleri de yok. İskandinav topraklarından doğan yalın ama güzel olma hâline tutunuyor. Altı çizilecek süslü cümleler yok ama anlattığı durum, hikâyen oldukça etkili.

Feminist bir taraftan baktığımda hikâyen etkili değil, acayip vurucu. Tırnaklarını sonuna kadar kemiren, huzursuz görünüşlü, kayıp bir karakter Pablo, senin zihinsel durağanlığından faydalanıp seni hamile bırakıyor. Babalık rolünün üstesinden gelemeyeceğini anlayınca çareyi uzaklaşmakta buluyor. Peki ya sen? Sen anneliğe hazır mısın? Daha kendine bile lâyıkıyla bakamazken bir bebeğin sorumluluğunu alabilecek misin? O canlı bir bebek, evcilik oynarken kucağına alıp pış pışladığın oyuncak bebek değil Em.


Hem sonra unutma; bu Pablo tekinsiz bir adam. Kimlerle ne işler çevirdiği muğlak. Onunla yola devam edersen başın belâdan kurtulmaz. Bundan böyle bir adım atarken sadece kendini değil, bebeğini de düşünmelisin.


Bir de şiddete meyilli bir adam, ömrün boyunca pimi çekilmeye hazır el bombasına sarılıp yatmak ister misin? Sana el kaldırıyorsa, çocuğuna dokunmaması söz konusu olabilir mi? Yavrucuğun ne kadar hırpalanacağını, belleğinde, hayatı boyunca iyileşmeyecek yaralar açılacağını unutma. Babasını hiç tanımamış, yalnız bir ebeveyn olan annen tarafından büyütülmüş olabilirsin, çocuğunun babası da seni terk edebilir ama bunlar oğlun Liam’ın suçu değil.


“Emily yorgun, aç, Liam’ı kolundan tutuyor, kolunu kaldırıyor, kolunda Em’in işaret parmağının izi kalıyor. Liam’ın ihmal edildiği oluyor, bu birkaç ay sonra olacak ama Emily odasında kendi yatağında yatıp uyurken Liam bütün gün televizyon önünde ya oturuyor ya da yatıyor, Em Liam avaz avaz ağlayana kadar yerinden kalkmaya üşeniyor.” (s. 139)


Bu kitabı bitirir bitirmez değil de üzerinden bir müddet geçtikten sonra yüreğinizi acıma duyusuyla ele geçirdiğini hissedebilirsiniz.


Kitapta bazı cümlelerde anlam kaybı var. Miras, Doppler gibi kitapları çeviren Dilek Başak’ın çevirisi ile ilgili olduğunu sanmıyorum. Çünkü bahsettiğim iki kitap da pürüzsüz bir okuma deneyimi vadediyor. Daha çok editöryel bir sıkıntı olduğunu varsayıyorum. Dilek Başak’a emekleri için teşekkürlerimi sunarım.


Sonsuza Dek Emily, Maria Navarro Skaranger, Çev: Dilek Başak, Tetes Kitap

Bu metni arkadaşlarınla paylaş!

bottom of page